Afyonprestij – Afyon Haber – Sondakika Afyon – Afyonkarahisar Haberleri- Afyon Gazeteleri – Gazete Haberleri

SEPETÇİOĞLU

16 views
24 Nisan 2016 - 14:02
SEPETÇİOĞLU

Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya göç eden Oğuzların Avşar kolu, yönetimin yönlendirmesiyle Türkiye Selçukluları Devletinin uç boylarına yerleştirilmiştir. Zor görevler, zorlu zamanlarda genellikle de alternatifsiz durumlarda verilmiştir. Güç anlamında, kendilerine güvenenleri yanıltmamışlardır. Zira gösterdikleri mücadele ile Türklüğün ikinci anavatanının elde edilmesinde, buradan Balkanlara ve Avrupa’ya sıçrayışta etkili bir rol oynamışlardır.

Bir kısmı bu dönemde yerleşik yaşama geçmiş, geldikleri bölgelerin sosyal ve kültürel hayatında kalıcı olmuşlardı. Selçukluların iç ve dış olayların etkisiyle sarsılmasından sonra ortaya çıkan Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Hamidoğulları, İsfendiyaroğulları, Dulkadiroğulları ile Eratna Beyliği içinde kalmışlardı. Dikkat çekeceği vecihle istikbal vaat eden bütün beyliklerin dayandığı nüfus unsurlarının başında da Avşarlar gelmekteydi.

Göçe göre yaşamını belirlemiş olanların, yaşam tarzlarını bırakarak yerleşik düzende hayatları sürdürmelerinin ortaya çıkardığı bir dizi problemler bulunmaktadır. Yaz – kış aynı yerde kalabilmenin doğrudan toprakla, tarımsal üretimle bağlantısı ortadadır. Hayvancılığın geçim kaynaklarının başında gelmesinin sebebi, belki de önceki yaşam tarzını yerleşik yaşama adapte edilmesi ile bağlantısı bulunmaktadır.

Başlangıçtan itibaren yerleşik yaşama geçirilenler olmakla beraber Avşarların mühim bir kısmı da gerek direnerek, gerekse bildiği gibi yaşamaya devam ederek yaylak – kışlak tarzındaki yaşamlarına XIX. Yüzyıla kadar sürdürmüşlerdir. Anadolu coğrafyasının hemen tamamında onlardan izler bulmak mümkün görünmektedir.

Büyüteci Anadolu’muz üzerinde gezdirirken Karadeniz’e doğru yaklaştırdığımızda Kastamonu Araç Kazası Yukarı Avşar Karyesinde topraksız bir ailenin geçinebilmek mutlaka el işine mahkum olarak yaşama zarureti hemen fark edilmektedir.

Gündelik kazançlar, günlük ihtiyaçları bile karşılamaz. Yerleşim yaşamda mutlaka stokta bir şeylerin bekletilmesi, yarınlara hazırlıklı bulunmak gerekmektedir. Aksi takdirde ortaya çıkacak kıtlığa dayanabilmek mümkün değildir. Günü birlik işlerin peşinde koşmak, önüne gelen işlerle meşgul olmak garantili yaşam olamamaktadır. El işinin yanında az olsa başka gelir kaynaklarının peşine düşülmektedir. İnsanımızı güçlü kılan hususların başında gelen tasarruf geleneğinin gelişimi, bu çerçevede düşünülmelidir.

Kendi toprağı ile ancak kıt kanaat geçinen, imkan bulduğunda hiç tereddüt etmeden yevmiyeye giden aile fertleri sepet yapıp satarak biraz olsun nefes alabilmenin yollarını aramakta, ama çıkış bulamamaktadır. Hayat, tecrübelerin toplamıdır. Tecrübesini konuşturan, haliyle işi daha iyi götüren baba ölünce, Osman çok daha zor günlere dalmak zorunda kalmıştır. Neşeli, mutlu günlerin hikayeleri olduğu gibi zor günlerin zorlu maceraları bulunmaktadır.

Çolpan İlhan, Yılmaz Duru, Ahmet Tarık Tekçe, Ali Şen gibi beyazperdenin önde gelen, seçkin isimlerin rol aldığı Sepetçioğlu filminin kahramanı, sanıyor ki köyünü terk ettiğinde sıkıntıları da kendisini terk edecek. Ama olaylar düşündüğü gibi gerçekleşmiyor. Birey hangi şart da olursa olsun kafasına koyduğunu mutlaka dener ve gerçekleştirir. Bu onun belki en büyük gelişim hamlesidir. Önündeki engelleri, hesap ettiği pek görülmemiştir.

Dağın öte yanı, dünyanın öbür yanıdır, öyle olduğunu düşünür. Çok geçmeden düşüncelerini uygulamaya başlar ve gelir vilayet merkezi Kastamonu’ya. Kendince köyden kurtulmuştur. Baba mesleğini kendisine iş edinmiş anası ile kendisini geçindirmeye başlar. Şehirde kollu sepetten, ekmek selesine, çeşit çeşit küfeler örer. Enerjisinde de sınır tanımamaktadır. Hayat kendi akış istikametinde kesişmeleri sıralayıp gitmektedir.

Sepetler, küfeler birbiri ardına sıralanır. El durmadan işlediği gibi, gönül dünyası da büyüme çizgisinde gelişmeye devam edip gitmektedir. Bu esnada kendine uygun bir kız bulur, çaresizliğine, yalnızlığına, yoksulluğuna aldırmaksızın nişanlanır. Hayat denilen iniş çıkışlarla dolu uzun yolculuk tek başına kat edilememektedir. Güç alma, güç vermenin ötesinde olması gereken doğal bir yürüyüştür bu.

Çoğunlukla görüldüğü üzere Beylerden gücü, otoriteyi, korku ve zorbalıkla sürdürmeye çalışanlar kalıcı olacaklarını sanırlar ama kadim değerlerin peşinde olanlar, onların savunucuları birer birer diğerlerini her zaman arkalarında bırakırlar. Değil bey aleme hünkar olsalar kâr etmez. Destanlar kadim değerlerin savunucuları tarafından sıralanır, çığ gibi büyürler. Ancak diğerlerine belki de ibreti alem için ihtiyaç duyulmaktadır. Her şey iyi, güzel ve doğru olabilseydi ne kadar muhteşem olurdu. Muhtemelen bu da yanlış bir kanaattir. Kötü, yanlış, ahlaksız, edepsiz ile mücadele edilerek, ebedilik sağlanabilir.

Zorbaların tutum ve davranışları reaksiyonları doğuracaktır. Üründen kendi istedikleri oranda pay almaya girişirler. Geriye kalanla kış ayları nasıl çıkacak bunun cevabını vermek mümkün değildir. Zulüm, gaddarlık hat safhada. Türk kültürünün özünde tespit edilen haksızlığa başkaldırı mahkemeyi kadıya mülk etmeyeceği gibi, aleme de ibret salmaktadır.

Sepet ören Osman’ın vergisi de üretiminden alınacaktır. Hamza Beyin vergi emri, kendisine kadar ulaşır. Hafta sonuna kadar ellisi sepet ellisi de kulplu olarak yüz sepet isteniyor. O zamana kadar günde iki sepet örmekte, satılmayıp bekleyenler de eklendiğinde elli kadar yapıyor hepsini verdiğinde daha sonra kendisi ne ile geçinecek, gelenlerin bu kabul etmeyecekleri zaten meçhul. Sonrası daha da meçhul. Konuyu anasına açtığında onun da eski günler aklına gelir. Ne yapıp etmeli tebellüğü yerine getirmeliydi, yoksa sonrası haraptı. Ana sözünü dinlemek gerekti. Komşu sepetçilerden ödünç istediğinde onlara da aynı şekilde tebellügatta bulunduğunu öğrenince tümden yıkılır çünkü herkes aynı durumdadır.

Haftasına varmadan gelenlere nişanlı olduğunu söyleyince kendisiyle alay etmişler, iki kişi kendisini sürükleyerek atın terkisine bağlamışlar, beyin huzuruna çıkarmışlar. Kapıda yüzlerce adam elbiseleri paramparça olmuş gariban insanlar bekleşiyor. Ardından “alın bunları yol yapımına koşun” emriyle beraber sürü halinde yola çıkarılırlar. Dünyayı, kendileri dizayn edecekleri düşünmektedirler. Oysa her insanın içinde bir çocuk, bir de aslan yatmaktadır.

Zihinde başkaldırı başlamıştır bir kere fırsatını bulduğu ilk yerde gruptan kopar dağlara vurur, kendini önce anasına varır. Anası öncesinde olduğu gibi bunun yanlış olduğunu dillendirse de, oğul bunu kabul etmez. Babadan kalma tüfeğini alır, atına atlar “el mi yaman bey mi yaman” göstermeye sürer.

Hamza Bey at sırtında geziye çıktığında kendini dağlara vuran Osman tarafından haklanır. Hakkın teslimi için haklı olmak yetmemektedir, yakalanıp zindana atılır. Halk hikayesine göre anasına mektup yazar “bana bir bakraç yoğurt getir ama kaymağı dibinde olsun” der. Gün görmüş Avşar kızı olan annesi sütün içine bir kama koyar mayalar. Yoğurt tutunca bunu zindandaki oğluna verir. Böylece zindandan çıkış mümkün olur.

Ardından Gülpü tepesine / dağına sığınır. Zorba Beyi ortadan kaldırana, halk “Sepetçioğlu Osman Efe” demeye başlıyor. Zeybeklik ve efelik, Türklerin ata yurdu Türkistan’dan Anadolu’ya taşıdığı sosyal bir müesseselerden birisidir.

Ne var ki Hamza’nın oğlu Rüstem Bey daha da gaddar çıkar. Uygulamalar ardı ardına eklenir. Halk eskisinden çok daha fazla ezilir. Gülpü Dağında ise Sepetçioğlu, beyin zulmüne direnmeye devam eder. Halkı ezenler, onunla baş edemez.

Rüstem Bey, onunla teke tek baş edemeyeceğini görünce her zaman ki kolay yola saparak, anası ile nişanlısını yakalatıp getirir. Dağa da haber gönderir. “Ya gelir teslim olursun, ya da anan ile nişanlını boğdururum.” Olaylar bazen kişinin tercih hakkını ortadan kaldırır.

Yolun çıkışı da, dönüşü de bulunmuyordu. Böyle olmasına karşın gidilebildiği kadar ilerlemek, sonrasını düşünmemek gerekiyordu. Efe, beyin konağına bir gece baskını gerçekleştirir. Anasını, nişanlısı alır, yeniden dağa kaçar.

Namı biraz daha artar. Zira dönmüş, ailesini kurtarmış, mesken tuttuğu dağlara kanat açmıştı. Bunlar aklın, hayalin aldığı işlerden değildi. Halk kendisini bir efsane olarak anmaya, görmeye başlar.

İtibarını yitiren Bey, bundan böyle ne halkın ne de öşürün peşindedir onun tek derdi artık Sepetçioğlu idi. Bedeli ne olursa olsun derdini ortadan kaldırmalıydı. Bütün adamlarını Sepetçioğlu’nun peşine gönderir.

Amasız takipler sonuç vermekte gecikmeyecektir. Zira halk kahramanı tek başına değildir. Koruması kollaması gereken kendisine muhtaç iki kadını da taşımak zorundadır. Uzun ve yorucu bir takipten sonra üçünün cesedi Kastamonu’ya getirilir.

Bey ve adamları şenlikler yaparken, halk Efe da için türküler yakar. Türk sinemasında da karşılığını bulan bu mangal yürekli gencin hayat hikayesi, yüzyıllarca dilden dile aktarılır. Böylelikle kötülükler de ona başkaldıran da unutulmayanlar kervanına dahil olur. Bu hadise halk edebiyatımızın en göz alıcı renkliliklerinden birini oluşturur.

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.