Afyon Haber Portalı I Afyonkarahisar Haberleri – AfyonPrestij.com

UZAKLARA KANATLANIŞ

UZAKLARA KANATLANIŞ
32 views
08 Temmuz 2014 - 13:05

Hayata gözleri açan, mücadeleye de başlamış olur. İnsan doğar, yaşar ve ölür kuralı dışında yaşam standardını belirleyebilmenin esas yolu, onun eğitim sürecidir. Eğitim, bireyin sonraki dönemlerindeki konumunu belirleyen unsurların başında gelir.

Mahalledeki okuldan başlayarak her aşamada daha kaliteli, seçkin ve özellikli eğitim kurumlarında çocuğuna yer bulabilmek; bir müddet sonra sevdiği ve benimsediği mesleğe ulaşabilme aracı kabul edilir. Ciddi bir eğitim sonucunda gelen mesleklerde elde edilen başarı, hep dikkat çekici olmuştur.

Takvim yaprağı 10 Temmuz 1943 tarihini gösterdiğinde İstanbul’da dünyaya gelen, sırasıyla Hürriyet-i Ebedi, Nişantaşı Kız Lisesi, İstanbul Devlet Konservatuarı kurumlarında tahsilini tamamlayan genç kız, son eğitim ve sanat kurumundayken şansını da kendine doğru çekmiştir. Zira burada hedefinde tiyatro, önünde de, bu alanın marka ismi durmaktadır. Kılavuzu elinden tuttuğu gibi, önündeki engelleri de kaldırmaktadır. İsmi gibi kendisine yıldız olmuştur.

Kültür ve sanat, sürekli idare ile ilişki ve bağlantı içinde olmuştur. Ülkede demokrasinin bundan böyle zaman zaman kesileceğinin önemli bir işareti olan, ilk darbe de bu sıralarda gerçekleştirilmiş ve on yıldan beridir iktidarda bulunan siyasi parti yönetimden uzaklaştırılmıştır. 1961 Anayasası da yeni özgürlükler getirmiştir ki; fikir, düşünce, kültür, sanat ve sinema alemi bundan doğrudan etkilenmiştir.

Arka arkaya Martı, Üç Kuruşluk Opera ve Deli İbrahim oyunlarında görev aldı. Bir sonraki oyunda daha da iyileşerek yoluna devam etti. Basamakları atlayarak tırmanmak yerine birer birer çıkmanın yolu, kendini yenilemekten geçer. Başarıda esas, her geçen gün daha da ileriye doğru yol almaktır.

Kendisiyle yarışan birisi olduktan sonra ilerlememek mümkün değildir. Pembe Kadın isimli oyunda “Kezban” rolünün hakkını tam anlamıyla vermiş, hakkıyla sivrilip dikkatleri de üzerine çekmiştir.

Çoğu fikir ve sanat insanı ile oyuncunun gönlünde yatan; gazete ve dergilerde yer almak için bir gayret sarf etmesine gerek kalmadan hüneriyle yer bulmuştur. Kendisinden “Bir Yıldız Doğuyor” diye söz eden manşetlerde bir abartı yoktur.

Atakta olan sadece kendisi değildir. Zira yeni dönemin ortaya çıkardığı şartlar içinde “beyaz perde” olarak isimlendirilen, sinema da ileriye doğru yol almaktadır. Perdede müşterilerin karşısında görüntü olarak kalabilmek, canlı ile suret arasında bir sevda oluşturabilmek herkesin arzuladığı ama kolay gerçekleşmeyen bir durumdur.

Basın-yayın organlarında gündemde olan bir genç bir tiyatrocudan, Yeşilçam yapımcı ve yönetmenleri kısa zamanda haberdar olurlar: Şeytanın Uşakları isimli filmde rol aldığında henüz 20 yaşındadır, takvimler 1963 yılını göstermektedir.

İri gözleri; fiziği ve sanat alanındaki tahsili ile sektördeki oyuncular arasında öne doğru çıkmıştır. Böylelikle Türk sineması, kendi tahsil kurumunu oluşturmadan, alaylıların arasında mektepli ilk starına da kavuşmuştur. Elbette eğitim almış olmanın, alana daha başka katkılar yapması kaçınılmazdır.

Sözü eğitimden ve meslek seçimiyle yaşam standardını belirlemeden açmıştık. O da bir tiyatrocu olmayı seçmiş ve bu yolda yürümüştür. Standardı belirleyen unsurların başında işinizden elde edilen gelir olduğundan benzer işi yaparken sinemada elde edilen gelirin, kendi işinden en az on kat daha fazla olması da göz ardı edilemeyecek olan realitedir

Artist olmak, sinemada yer almak acaba kaç Anadolu insanının ve genç kızlarının hayallerini zindanlara girdaplara sokmuştur. Bu yolda kaç kişi kendisini harcamış, harcanmasına fark etmeden sebep olmuştur. Bu apayrı bir araştırma konusu olarak önümüzde durmaktadır.

Ama o, zaten bunun eğitimini almış, profesyonel olarak bu istikamette yürümektedir. Buna rağmen sinemanın insanın yaşantısını değiştirdiği gerçeğini bizzat yaşamış ve bunu dillendirmiştir. Sinema tarihine Türk oyuncu, baş rol sanatçısı olarak geçecektir.

Anlık gelişmeler, tercihler, içinde olmak ya da dışında kalmak elbette belirgin bir huzursuzluk çıkarmakta ve o günkü anlayış içinde film setinin birinden öbürüne olan koşturmaca sektörde görev alan şahıslarda yorgunluk verse de, o anda kimsenin bundan şikayet edebilecek bir durumu yoktur. Zira iş, o anda böyle gerçekleşmektedir.

Alıp götürdüklerinin yanında kazandırdıkları da bulunmaktadır. Kazançlar tek taraflı olduğunda bir anlam taşımaz. Karşılıklı olması gerekir. Aksi takdirde sömürü gibi düşünülüp bir başka zamanda senden alıp götürülür. O da kazançlarının karşısında kendisine yönelen sinema izleyicisine bir şeyler aktarabilmeyi hedef seçmiştir. Böylelikle Tiyatrodan sonra sinemada da, eğreti bulunmadığını göstermiştir.

Medyatik olmaktan ziyade orada sanatıyla sektörde yer almayı başararak; Ayşecik‘te anne, Ayhan Işık, Kartal Tibet ve Cüneyt Arkın gibi devrin mühim oyuncularına sevgili rollerinin hakkını vererek, basında takdirle anılmıştır.

1970 yılında tanıştığı sevdiğiyle birkaç aile dostunun katıldığı bir törenle dünya evine girmiş ve sinema defterini kapamıştır. “Anlıyorum ki insanın sevdiği erkek ve çocuğunun babası ile olması daha önemli” diyerek göz önünden ayrılmasını bilmiştir. Sahneden, alkışlardan, kameralardan, afişlerden ve medyadan ayrılmayı başarmıştır.

1963 den itibaren takriben yedi yıla sığdırdığı sinema başarısının ardından kendine ailesine, eşine ve kızına dönmüştür. Böylelikle hayatın her an değişebilirliği kuralında direksiyonda yer alarak, değişen değil değiştiren olmuş, yönlenen değil yönlendiren pozisyonunda kalabilmiştir. Onun eserleri de artık araştırmacıların konusu olmuştur.

Filmleri Türk sinema tarihinin önemli eserleri arasındadır, birkaçı hakkında kısaca bilgi verecek olursak; 1964 yılında senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini Semih Evin’in üstlendiği Çapkın Efe filminde, bir efenin aşk serüvenin çizgisini canlandırır. Efelik, her zaman mertlik, dürüstlük ve haksızlığa başkaldırının simgesi olarak kabul edilmiştir. Bazen de Bolvadinli Gemiş Efe’de olduğu gibi “Efe” olarak anılabilmek için türlü ıstıraplara katlanmak gerekmiştir. Bahsedilen filmde Efeyi de yine sinemamızın gözde aktörlerinden Fikret Hakan canlandırmıştır.

1965 yılında yönetmenliğini Metin Erksan’ın gerçekleştirdiği Sevmek Zamanı isimli filmde hep takdirle andığı Müşfik Kenter ile başrol oynamıştır. Filmin konusuna kısaca bakılacak olursa; adada ustasının yanında boyacılık mesleğini yürüten Halil, işi gereği farklı evlerde çalışmaktadır. Bir köşkte, duvarda asılı gördüğü kadın resmine gönülden ve tutkuyla bağlanır. Daha sonra çeşitli bahanelerle evi ziyaret eder. Bu ziyaretlerden birisinde resimdeki kadın çıkagelir. Kadın erkeğin, kendi suretine aşık olduğunu öğrenince kendisi de etkilenir. Oysa erkekte aynı etki meydana gelmez. Sevmek Zamanı Türk sinema tarihinin önemli, dikkate değer ve farklı eserlerinden birisi olmuştur. Konusundaki farklılık ile beraber psikolojik unsurlarla süslenmiş bir yapımdır.

1968 yılında senaryosunu Burhan Bolan’ın kaleme aldığı yapımcılığını ve yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı İngiliz Kemal filminde başarılı bir kadın baş rol sanatçısıdır. Filmde erkek baş rol sanatçısı Kartal Tibet’ten başka Süleyman Turan, Yılmaz Köksal, Danyal Topatan, Muzaffer Tema gibi dikkati çeken sanatçılar bulunmaktadır. İngiliz Kemal, yakın tarihimizin, edebiyat ve beyaz perdemizin renkli bir simgesidir.

1969 yılında yapımcılığını Berker İnanoğlu’nun, senaryosu ve yönetmenliği Safa Önal’a ait Cingöz Recai filminde sinemamızın kralı Ayhan Işık ile birlikte başrol oynamıştır.

Yine aynı yıl içinde yapımcılığını Necdet Erdur’un, senaryo ve yönetmenliğini de Bilge Olgaç’ın üstlendiği Kanlı Şafak filminde Demir Karahan, Hayati Hamzaoğlu, Tugay Toksöz ile birlikte rol almıştır.

1970 yılında senaryosunu Hamdi Değirmencioğlu’nun, yapımcılığını Şahan Haki’nin, yönetmenliğini de Aram Gülyüz’ün yaptığı Ayşecik Sana Tapıyorum filminde alkolik bir babayla küçük bir kızın hikayesinde Zeynep Değirmencioğlu, Fikret Hakan, Fatma Karanfil gibi oyuncuların arasında yer bulmuştur. Bu onun son eserlerinden birisidir.

1971 yılındaki yapımcılığını, senaryosunu, yönetmenliğini Osman F. Seden’in üstlendiği Fakir Aşıkların Romanı son filmi olmuştur. Bu filmde Cüneyt Arkın, Atıf Kaptan gibi oyuncular ile rol almıştır.

Çoğunlukla kabul edildiği üzere zirvedeyken bırakmak, vazgeçmek kolay değildir. Bunu gerçekleştirebilenler mevkilerinden uzaklara kanatlaşarak yeni pozisyonlarını kendileri belirlemektedirler. Aksi durum genelde sabit sonuçlara sebep olmaktadır.

turan hoca

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.