DOLAR 7,8400
EURO 9,4672
ALTIN 458,90
BIST 1.323
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 10°C
Çok Bulutlu
Afyon
10°C
Çok Bulutlu
Per 11°C
Cum 11°C
Cts 12°C
Paz 11°C
YAZARLAR TÜMÜ

UZAKLARA KANATLANIŞ

Turan Akkoyun
Doç. Dr. Turan AKKOYUN 1965 Yılında İzmir-Beydağ’da dünyaya gelen yazar 1986 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Lisans üstü eğitimini aldığı Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde 1988 yılında Yüksek Lisansını, 1993 yılında da doktorasını tamamladı. 1986-1988 arasında Konya Meram Anadolu Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik; 1988-1994 arasında Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü’nde okutmanlık; 1994-1999 arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. Olarak görev yaptı. Görevinden ayrılmak durumunda kaldıktan sonra da araştırmalarını ve hukuk mücadelesini sürdürdü. 2011 yılında İstanbul Bahçelievler Çobançeşme Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik görevini aldı. Danıştay’ın lehine idari mahkeme kararına onamasından sonra 2012 yılında tekrar öğretim üyeliği görevine geri döndü. Kitapları ve Afyonkarahisar ile ilgili çalışmaları şunlardır: 1. Milli Mücadele ve Türk İnkılabı, İnci Ofset, Konya 1994. 2. Türk İnkılap Tarihi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 3. Ömer Fevzi Atabek ve Afyon Vilayeti Tarihçesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 4. Mehmet Saadettin Aygen’in Hayatı ve Eserleri, Afyonkarahisar Belediyesi yay., Afyonkarahisar 2012. 5. “Kuvâ-yı Millîye’nin (Zeybeklerin) Tasfiyesi ve Bu Yönde Afyon’daki Faaliyetler”, IV. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, 29-30 Eylül 1995, Afyon 1997, ss.119-123. 6. “Büyük Taarruza Dair Notlar”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon TV de konuşma, 1996. 7. “Ömer Fevzi Atabek”, Toplumsal Tarih, nr.41, Mayıs 1997, ss.56-61. 8. “İstibdat Devrinden 12 Mart’a Bir Ömür: Ömer Fevzi Atabek”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon Ticaret Odasında Konferans, Afyonkarahisar 1997. 9. “Sandıklı Tarihine Bakış”, Toplumsal Tarih, nr.47, Kasım 1997, ss.46-54. 10. “Afyon İlçelerinin Basın Tarihi Üzerine Bir Araştırma”, Güneyde Kültür, nr.107, Ocak 1998, ss.12-18. 11. “Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerinde Afyon Basınının Kökleşmesi ve Etkisi”, Toplumsal Tarih, nr.52, Nisan 1998, ss.46-53. 12. “Türkçe İbadete Geçiş, Tepkiler ve Anadolu Basınındaki Yankıları”, Tarih ve Medeniyet, nr.49, Nisan 1998, ss.32-36. 13. “Aile Arşivleri, Şehir Tarihçiliği ve Kültürel Değeri”, Toplumsal Tarih, nr. 55, Temmuz 1998, ss. 51-55. 14. “Emirdağ’daki Aşiretlere Mahalli Bir Yaklaşım”, Tarih ve Toplum, nr. 176, Ağustos 1998, s. 63-64. 15. “Milli Mücadele’de Cephe Hududu Olarak Şuhud’daki Faaliyetler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., C. XIV, İzmir 1999, ss. 79-100. 16. “Afyonkarahisarın Kadınanaları”, Tarih ve Toplum, nr. 183, Mart 1999, ss. 66-69. 17. “Dr. Mehmet Saadettin Aygen’in Afyon Kültür Hayatına Katkıları”, V. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri 13-14 Nisan 2000, Afyonkarahisar, ss. 509-517. 18. “Nejdet Sançar ve Mehmet Saadettin Aygen’i Anlayabilmek”, Ural-Altay Kültür, İnsan Hakları Ve Dayanışma Derneği, konferansı, İzmir 2000. 19. “Bursa Erkek Liseli Bir Sima: Dr. Aygen”, I. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu (4-6 Nisan 2002), Uludağ Üniversitesi yay., C. II, Bursa 2002, ss. 769-774. 20. “Uludağ’ın İsim Babası”, Tarih ve Düşünce, 2002. 21. “Ömer Abuşoğlu’nun Ölümü”, Ege Manşet, 2007.
08.07.2014
52
A+
A-

Hayata gözleri açan, mücadeleye de başlamış olur. İnsan doğar, yaşar ve ölür kuralı dışında yaşam standardını belirleyebilmenin esas yolu, onun eğitim sürecidir. Eğitim, bireyin sonraki dönemlerindeki konumunu belirleyen unsurların başında gelir.

Mahalledeki okuldan başlayarak her aşamada daha kaliteli, seçkin ve özellikli eğitim kurumlarında çocuğuna yer bulabilmek; bir müddet sonra sevdiği ve benimsediği mesleğe ulaşabilme aracı kabul edilir. Ciddi bir eğitim sonucunda gelen mesleklerde elde edilen başarı, hep dikkat çekici olmuştur.

Takvim yaprağı 10 Temmuz 1943 tarihini gösterdiğinde İstanbul’da dünyaya gelen, sırasıyla Hürriyet-i Ebedi, Nişantaşı Kız Lisesi, İstanbul Devlet Konservatuarı kurumlarında tahsilini tamamlayan genç kız, son eğitim ve sanat kurumundayken şansını da kendine doğru çekmiştir. Zira burada hedefinde tiyatro, önünde de, bu alanın marka ismi durmaktadır. Kılavuzu elinden tuttuğu gibi, önündeki engelleri de kaldırmaktadır. İsmi gibi kendisine yıldız olmuştur.

Kültür ve sanat, sürekli idare ile ilişki ve bağlantı içinde olmuştur. Ülkede demokrasinin bundan böyle zaman zaman kesileceğinin önemli bir işareti olan, ilk darbe de bu sıralarda gerçekleştirilmiş ve on yıldan beridir iktidarda bulunan siyasi parti yönetimden uzaklaştırılmıştır. 1961 Anayasası da yeni özgürlükler getirmiştir ki; fikir, düşünce, kültür, sanat ve sinema alemi bundan doğrudan etkilenmiştir.

Arka arkaya Martı, Üç Kuruşluk Opera ve Deli İbrahim oyunlarında görev aldı. Bir sonraki oyunda daha da iyileşerek yoluna devam etti. Basamakları atlayarak tırmanmak yerine birer birer çıkmanın yolu, kendini yenilemekten geçer. Başarıda esas, her geçen gün daha da ileriye doğru yol almaktır.

Kendisiyle yarışan birisi olduktan sonra ilerlememek mümkün değildir. Pembe Kadın isimli oyunda “Kezban” rolünün hakkını tam anlamıyla vermiş, hakkıyla sivrilip dikkatleri de üzerine çekmiştir.

Çoğu fikir ve sanat insanı ile oyuncunun gönlünde yatan; gazete ve dergilerde yer almak için bir gayret sarf etmesine gerek kalmadan hüneriyle yer bulmuştur. Kendisinden “Bir Yıldız Doğuyor” diye söz eden manşetlerde bir abartı yoktur.

Atakta olan sadece kendisi değildir. Zira yeni dönemin ortaya çıkardığı şartlar içinde “beyaz perde” olarak isimlendirilen, sinema da ileriye doğru yol almaktadır. Perdede müşterilerin karşısında görüntü olarak kalabilmek, canlı ile suret arasında bir sevda oluşturabilmek herkesin arzuladığı ama kolay gerçekleşmeyen bir durumdur.

Basın-yayın organlarında gündemde olan bir genç bir tiyatrocudan, Yeşilçam yapımcı ve yönetmenleri kısa zamanda haberdar olurlar: Şeytanın Uşakları isimli filmde rol aldığında henüz 20 yaşındadır, takvimler 1963 yılını göstermektedir.

İri gözleri; fiziği ve sanat alanındaki tahsili ile sektördeki oyuncular arasında öne doğru çıkmıştır. Böylelikle Türk sineması, kendi tahsil kurumunu oluşturmadan, alaylıların arasında mektepli ilk starına da kavuşmuştur. Elbette eğitim almış olmanın, alana daha başka katkılar yapması kaçınılmazdır.

Sözü eğitimden ve meslek seçimiyle yaşam standardını belirlemeden açmıştık. O da bir tiyatrocu olmayı seçmiş ve bu yolda yürümüştür. Standardı belirleyen unsurların başında işinizden elde edilen gelir olduğundan benzer işi yaparken sinemada elde edilen gelirin, kendi işinden en az on kat daha fazla olması da göz ardı edilemeyecek olan realitedir

Artist olmak, sinemada yer almak acaba kaç Anadolu insanının ve genç kızlarının hayallerini zindanlara girdaplara sokmuştur. Bu yolda kaç kişi kendisini harcamış, harcanmasına fark etmeden sebep olmuştur. Bu apayrı bir araştırma konusu olarak önümüzde durmaktadır.

Ama o, zaten bunun eğitimini almış, profesyonel olarak bu istikamette yürümektedir. Buna rağmen sinemanın insanın yaşantısını değiştirdiği gerçeğini bizzat yaşamış ve bunu dillendirmiştir. Sinema tarihine Türk oyuncu, baş rol sanatçısı olarak geçecektir.

Anlık gelişmeler, tercihler, içinde olmak ya da dışında kalmak elbette belirgin bir huzursuzluk çıkarmakta ve o günkü anlayış içinde film setinin birinden öbürüne olan koşturmaca sektörde görev alan şahıslarda yorgunluk verse de, o anda kimsenin bundan şikayet edebilecek bir durumu yoktur. Zira iş, o anda böyle gerçekleşmektedir.

Alıp götürdüklerinin yanında kazandırdıkları da bulunmaktadır. Kazançlar tek taraflı olduğunda bir anlam taşımaz. Karşılıklı olması gerekir. Aksi takdirde sömürü gibi düşünülüp bir başka zamanda senden alıp götürülür. O da kazançlarının karşısında kendisine yönelen sinema izleyicisine bir şeyler aktarabilmeyi hedef seçmiştir. Böylelikle Tiyatrodan sonra sinemada da, eğreti bulunmadığını göstermiştir.

Medyatik olmaktan ziyade orada sanatıyla sektörde yer almayı başararak; Ayşecik‘te anne, Ayhan Işık, Kartal Tibet ve Cüneyt Arkın gibi devrin mühim oyuncularına sevgili rollerinin hakkını vererek, basında takdirle anılmıştır.

1970 yılında tanıştığı sevdiğiyle birkaç aile dostunun katıldığı bir törenle dünya evine girmiş ve sinema defterini kapamıştır. “Anlıyorum ki insanın sevdiği erkek ve çocuğunun babası ile olması daha önemli” diyerek göz önünden ayrılmasını bilmiştir. Sahneden, alkışlardan, kameralardan, afişlerden ve medyadan ayrılmayı başarmıştır.

1963 den itibaren takriben yedi yıla sığdırdığı sinema başarısının ardından kendine ailesine, eşine ve kızına dönmüştür. Böylelikle hayatın her an değişebilirliği kuralında direksiyonda yer alarak, değişen değil değiştiren olmuş, yönlenen değil yönlendiren pozisyonunda kalabilmiştir. Onun eserleri de artık araştırmacıların konusu olmuştur.

Filmleri Türk sinema tarihinin önemli eserleri arasındadır, birkaçı hakkında kısaca bilgi verecek olursak; 1964 yılında senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini Semih Evin’in üstlendiği Çapkın Efe filminde, bir efenin aşk serüvenin çizgisini canlandırır. Efelik, her zaman mertlik, dürüstlük ve haksızlığa başkaldırının simgesi olarak kabul edilmiştir. Bazen de Bolvadinli Gemiş Efe’de olduğu gibi “Efe” olarak anılabilmek için türlü ıstıraplara katlanmak gerekmiştir. Bahsedilen filmde Efeyi de yine sinemamızın gözde aktörlerinden Fikret Hakan canlandırmıştır.

1965 yılında yönetmenliğini Metin Erksan’ın gerçekleştirdiği Sevmek Zamanı isimli filmde hep takdirle andığı Müşfik Kenter ile başrol oynamıştır. Filmin konusuna kısaca bakılacak olursa; adada ustasının yanında boyacılık mesleğini yürüten Halil, işi gereği farklı evlerde çalışmaktadır. Bir köşkte, duvarda asılı gördüğü kadın resmine gönülden ve tutkuyla bağlanır. Daha sonra çeşitli bahanelerle evi ziyaret eder. Bu ziyaretlerden birisinde resimdeki kadın çıkagelir. Kadın erkeğin, kendi suretine aşık olduğunu öğrenince kendisi de etkilenir. Oysa erkekte aynı etki meydana gelmez. Sevmek Zamanı Türk sinema tarihinin önemli, dikkate değer ve farklı eserlerinden birisi olmuştur. Konusundaki farklılık ile beraber psikolojik unsurlarla süslenmiş bir yapımdır.

1968 yılında senaryosunu Burhan Bolan’ın kaleme aldığı yapımcılığını ve yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı İngiliz Kemal filminde başarılı bir kadın baş rol sanatçısıdır. Filmde erkek baş rol sanatçısı Kartal Tibet’ten başka Süleyman Turan, Yılmaz Köksal, Danyal Topatan, Muzaffer Tema gibi dikkati çeken sanatçılar bulunmaktadır. İngiliz Kemal, yakın tarihimizin, edebiyat ve beyaz perdemizin renkli bir simgesidir.

1969 yılında yapımcılığını Berker İnanoğlu’nun, senaryosu ve yönetmenliği Safa Önal’a ait Cingöz Recai filminde sinemamızın kralı Ayhan Işık ile birlikte başrol oynamıştır.

Yine aynı yıl içinde yapımcılığını Necdet Erdur’un, senaryo ve yönetmenliğini de Bilge Olgaç’ın üstlendiği Kanlı Şafak filminde Demir Karahan, Hayati Hamzaoğlu, Tugay Toksöz ile birlikte rol almıştır.

1970 yılında senaryosunu Hamdi Değirmencioğlu’nun, yapımcılığını Şahan Haki’nin, yönetmenliğini de Aram Gülyüz’ün yaptığı Ayşecik Sana Tapıyorum filminde alkolik bir babayla küçük bir kızın hikayesinde Zeynep Değirmencioğlu, Fikret Hakan, Fatma Karanfil gibi oyuncuların arasında yer bulmuştur. Bu onun son eserlerinden birisidir.

1971 yılındaki yapımcılığını, senaryosunu, yönetmenliğini Osman F. Seden’in üstlendiği Fakir Aşıkların Romanı son filmi olmuştur. Bu filmde Cüneyt Arkın, Atıf Kaptan gibi oyuncular ile rol almıştır.

Çoğunlukla kabul edildiği üzere zirvedeyken bırakmak, vazgeçmek kolay değildir. Bunu gerçekleştirebilenler mevkilerinden uzaklara kanatlaşarak yeni pozisyonlarını kendileri belirlemektedirler. Aksi durum genelde sabit sonuçlara sebep olmaktadır.

turan hoca

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.