Afyonprestij – Afyon Haber – Sondakika Afyon – Afyonkarahisar Haberleri- Afyon Gazeteleri – Gazete Haberleri

UYUM

15 views
17 Nisan 2016 - 18:09
UYUM

 

İnsan, gerçekleştirdiği eylem ve davranışlarından kaynaklanan bazı kişisel özellikleriyle diğerlerinden ayrılır. Başkalarından yola çıkarak, onlarla mukayese ederek bireyi anlamlandırmak mantıklı gelse bile, reel neticeler ortaya koyamamaktadır. Yaş ilerledikçe değerlendirmenin içeriden dışarıya doğru gerçekleştirilmesi, zamanın, şartların ve zeminin bilim ve fikir dünyası kriterlerine göre dikkate alınması ile gerçeğe en yakın hükmü yakalamak mümkün görünmektedir.

Duygusallık, hassaslığın da en belirgin özelliği olmakla birlikte nitelikli yaşamın, eserlerin de çıkış noktasıdır. Hiçbir emek zayi olmadığı gibi vasıflar da sahiplerini mutlaka uygun ortam, sistem, hedef ve şahıslara götürür. Sanat ile birleştiği anda duygusallık bireyi, bir anda farkındalıklı, nitelikli ve de öncü kılar. Topluma yönelen alanlarda en iyi örneklerin üreticisi konumuna gelir. Bu durum elbette iletişimin iki yakası gibidir. Herkeste aynı şartlar, aynı gelişme ve sonuçları ortaya çıkarmaz.

Sanatta toplumun esas fonksiyonu tüketimdir. İktisadi temellerden yüründüğünde tüketicinin talebine göre üretim yapılmaktadır. Talebin rengine göre duygusallık şekil değiştirir. Şekli de görsel vasıtalar renklendirir ve canlandırır. Sinema söz konusu olduğunda bu, çok daha belirgin hale dönüşür. Kategorilerin en iyileri bir biri ardına sıralanır. Eser beyazperdeye yansıdığında, üretici için tüketilmiş olur. Bundan sonrası işletmecinin konusudur. Böyle olmakla beraber kendisinin tükenmemesi için Dede Korkut’un Deli Dumrul’u misali daha da ileriye yönelir. Dere yerini dağlara, tepelere bırakır. Ayakta kalabilmek yeni üretimlere ihtiyaç vardır. Artık tekrarlar kaçınılmazdır. Yenilenme için bir başka bahar beklenir.

Sinemada oyuncu da en önemli unsurların başında gelmektedir. Sektörün henüz profesyonelleşmediği dönemlerde oyuncular, büyük ölçüde kendi yaşamlarını yönlendiren enerjilerini ortaya koymuşlardır. Onun yönlendirilmesi, motive edilmesi, üstlendiği rolün hakkını verebilmesi, his ve duygularının beslenmesi yapımcıdan ziyade yönetmenin duygusal yetenek, hoşgörü, inisiyatif ve teşvikine bağlıdır.

Ufalanmaması için belli prensiplerin uygulanabilmesi, ekibi diri tutar. Herkesin zaafları, problemleri, kontrol edilmesi elzem olan duyguları bulunmaktadır. Bir takım sanatçıların filmleri, aynı konu üzerinde döner durur. Bu üretici ile tüketici arasında adı konulmamış gizli bir ittifak gibidir. Afişte güneş doğmakta, batmakta ancak konu hiç bir zamanda ve şekilde değişmemektedir.

Devlet adamı ve sanatkarlardan farklı nitelik sahiplerinin öne çıktıklarını pek çok çoğumuz kabul etmektedir. Siyasi hengame arasında marangoz atölyesindeki faaliyetlerini aksatmayan II. Abdülhamit’in sinemayı dünya ile aynı yılda takibe başlamasının başkaca bir açıklaması bulunmamaktadır. Ülkü sahibi her şahsiyetin spor etkinlikleri, sanat dallarıyla ilgilenmesi hem kendisine, hem ailesine hem de topluma, arkası kesilmeyen katkıları olmaktadır. Aslında enerji kaynaklarını beslemektedirler.

Yönetmenin de beste ve söz yazarı gibi yeteneklere sahip olması, ona çok yönlü hassas, ince ruhlu bir kişilik kazandırır. Bunu eserlerin üretim aşamasındaki davranışlarında görmek mümkün olduğu gibi, üretilen filmin içeriğindeki ayrıntılarda da fark edilebilir.

Bir eserin işlenişi esnasında sonrasına yönelik hayaller, yatırımlar ve hesaplar; yolun ve yolculuğun kalitesini, yolcuların sosyal birlikteliğini artırır, kültürümüzün ileriye doğru mesafe almasını sağlar. Hareket kabiliyeti yüksek olanlar daha fazla üretirler bilhassa araziye uyma meylini geliştirenler de durum çok daha belirgindir. Aslını muhafaza ederek sağlanan uyum pragmatik neticelere ulaştırır. Aksi halde ise çok geçmeden arazi onları potasında eritecek, kamufle edecektir. Uzun mesafeli yürüyüşlerde kalabalığa karışıp yok olacaklardır.

Sanatla ilgili faaliyet gösterenlerin prensiplerinin uygulanabilmesi farklı ve çok yönlü bilgiye ihtiyaç vardır. Dünyada sadece kendisinin meşguliyeti olmadığını hemen fark eder, bu yüzden elemanlarının meşguliyetini de dikkate alarak iş akışını düzenler. Herkes onunla çalışmak ister, çalışmaktan mutlu olur, çalışmayı özler. Bütün bunların aksamadan yürüyebilmesi için kendisi de çok dakik olmayı başarabilmelidir. Bir çok alanda bunun örneklerine şahit olmuşuzdur.

Meşguliyet, zamanla ilgili bir kavramdır. Zaman geçtikçe yerini başka meşguliyetlere bırakır. Öncekiler gündemden ve zihinden düşer. Yürüyüş mesafesinden ayrılır. O günleri hatırlamak çok da sevindirici olmasa gerektir. Bazen de dostların kaybından reyting yapmak istemezler. Çünkü sıra kendisine doğru kaymaktadır. “Hey gidi günler” melodisini dinlemek çok defa hüzünlenmenin sanata yansıması olmaktadır.

Cumhuriyetimizin onuncu tamamlamasının hemen ardından, sanatın merkezi İstanbul’da, annesi tiyatrocu olan sanatçı bir aileden dünyaya gelmesinin verdiği avantajı sanata ilgisiyle bütünleştirip, Belediye Konservatuvarı’na kayıt yaptırıp, başarılı ve zevkli bir tahsil hayatı ile Müzik bölümünden mezun olur. Hayatı anlamlandırma adımları onu karşımıza bir müzisyen olarak çıkarmamıştır.

Müzik eğitimindeki hocalarından Muzaffer Tema sonraki yaşamındaki kırılmalarını yönlendiren sanatçı olmuştur. Ömrünce sanatın içinde, kendi sanatının önünde yer almıştır. Üzerine gelenden kaçmamış, daha da mühimi hayatı ıskalamamıştır. Araya bir miktar gazetecilik sıkıştırmış olmasına karşın müzik ve medya, çok geçmeden dahil olduğu sinemanın çok gerisinde kalmıştır.

Gazetecilik vesilesi ile tanıma fırsatı bulduğu beyazperde kendisine yeni bir kapı açmış, çıkış yolundan ilerlemeyi tercih etmiştir. Kendisini bir yıl içinde en iyi sinema filmlerinin içinde bulmuştur. Işıktan, müzikten, senaryodan anlayan, bitmeyen heyecan sahibi bir kimse olarak dikkat çekmiştir.

Daha otuz yaşına ulaşmadan Unutamadığım Kadın filmini çekerek Türk sinemasının unutulmayanları arasında yer almıştır. Sinemamızın klasikleri arasında kabul gören bu filmi, bir mahalle hikayesinde yola çıkılarak hazırlamıştır. İlk filmlerinden itibaren büyük “iş” filmlerinin rejisörü haline gelmiştir. Takdir edileceği üzere “iş” filmlerini çekebilmek her babayiğidin harcı değildir.

Sonraki yıllarda sinema sektöründe çalışmalarıyla iki yüz civarında filme imza atarak sayısal anlamda bile dikkatleri üzerine çekmiştir. Film sayısı bakımından Türk sinemacılığı içinde ilk sıralarda yer almıştır. Bütünleştiği sinemanın haricinde başka bir dünya ile ilgilenmemiştir.

Bilim, sanat, siyaset gibi kavramlar yanlarına ortak kabul etmezler. Onlar bir yaşam tarzıdır. Mutsuzluklarından başarılar, başarılarından zaferlere ulaşılır. Dünyanın onları kabul etmelerinin ya da etmemelerinin her hangi bir önemi yoktur.

Yeşilçam Sokağı, Uçurumdaki Kadın, Kanlı Sevda, Lekeli Aşk, Acı Yıllar, Aldırma Gönül, Kadınlar Koğuşu, Dudaktan Kalbe, Üvey Ana, Ben Sana Mecburum gibi filmleri, sinemamızın esaslı eserleri olarak sıralanmaktadır.

Cahide Sonku, Neriman Köksal, Belgin Doruk, Türkan Şoray, Filiz Akın, Sema Özcan, Ajda Pekkan, Selda Akkor, Yıldız Tezcan, Zeynep Değirmencioğlu, Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Ediz Hun, İzzet Günay, Sadri Alışık, Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan, Nuri Sesigüzel gibi sanatçılarla seçkin eserlere imza atmıştır. Sinemayı bir çalışmanın ötesine usta – çırak ilişkisi ve işbirliğine taşımıştır. Kendi okulunu kendisi oluşturan bir serüven adamı gibi sürekli konu, bilgi, oyuncu, başarı arayışı içinde hareket etmiştir. Tiyatroyu, bilhassa genç yeteneklerin keşfine vasıta olarak yakından takip etmiştir.

Hayat iniş ve çıkışlarla dolu uzun bir yoldur ama günü birlik politikaların sanata yansımasında ortaya çıkan furya dönemi parlak çıkışını perdelemiştir. Maalesef düşen seviye kendi ekibini ortaya çıkarmıştır. O da mecburiyetle izahta bulunarak bu kervana dahil olmuştur. Bunu sinemanın bir gereği mi saymış, ya da duraktaki son otobüs olarak mı görmüştür? Bilemiyoruz, fakat koltuk numarası almış yolculuğunu sürdürmüştür. Bundan dolayı da rahatsız olmadığını birçok defa ifade etmiştir.

İlk başlarda belirtildiği gibi duygusallık, farkındalığı ve öncülüğü körüklemektedir. Ne yazık ki bu dönem filmleri tüketici açısından karşılık bulduğu gibi, sanat dünyamızın öncüleri de içinde yer almakta mahzur görmemişlerdir. Fatura daha ziyade kadın oyunculara kesilse de yapımcıdan – yönetmene, senaristten – işletmeciye kadar birbirine bütünleyen büyük bir sorumluluk daha ziyade sorumsuzluk örneği olan dönemin farklı disiplinler tarafından değerlendirilmesi, sonrası için büyük bir kazanım olacaktır. İzahta zorluk çekilen husus sağ – sol gibi farklı hükümetler zamanında bunların sansürden kurtulmuş olmasıdır.

Duygusallık, yardım hissini de geliştirmiştir. Yere düşene, yarı yolda kalana, sendeleyene yardıma koşmak zaman zaman kötüye kullanılsa da Yeşilçam’a büyük bir katkı sağlamış, tatlı hatıralar bırakmıştır. Birçok yapımcı yarım kalan filmini duygusallığı gelişmiş yönetmenlerin katkılarıyla tamamlayabilmiştir.

Yürüyüşü sektörü nezih bir noktaya getirmiştir. Çalışmaları farklı cihetlerden bilhassa kalite yönünden eleştirilse de, hiç olmazsa alanın hayatta kalmasına zemin hazırlamıştır. Bu sanata gönül verenlerin bir miktarda daha perdeye yansımasına vesile olmuştur.

Değerler, çoğunlukla öldükten sonra dillendirilir ancak yitirilmiştir. Bundan sonrası giderek silikleşecek hatıralardır. Aktif olarak eser üretirken kendisinden küçümseyerek bahsedenlerin isimleri bugün hiç bilinmemektedir. Ancak perde kapanmaktadır.

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.