DOLAR 8,3026
EURO 9,7776
ALTIN 502,26
BIST 1.127
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 18°C
Sağanak Yağışlı
Afyon
18°C
Sağanak Yağışlı
Cum 18°C
Cts 15°C
Paz 16°C
Pts 15°C
YAZARLAR TÜMÜ

FIRLA

Turan Akkoyun
Doç. Dr. Turan AKKOYUN 1965 Yılında İzmir-Beydağ’da dünyaya gelen yazar 1986 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Lisans üstü eğitimini aldığı Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde 1988 yılında Yüksek Lisansını, 1993 yılında da doktorasını tamamladı. 1986-1988 arasında Konya Meram Anadolu Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik; 1988-1994 arasında Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü’nde okutmanlık; 1994-1999 arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. Olarak görev yaptı. Görevinden ayrılmak durumunda kaldıktan sonra da araştırmalarını ve hukuk mücadelesini sürdürdü. 2011 yılında İstanbul Bahçelievler Çobançeşme Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik görevini aldı. Danıştay’ın lehine idari mahkeme kararına onamasından sonra 2012 yılında tekrar öğretim üyeliği görevine geri döndü. Kitapları ve Afyonkarahisar ile ilgili çalışmaları şunlardır: 1. Milli Mücadele ve Türk İnkılabı, İnci Ofset, Konya 1994. 2. Türk İnkılap Tarihi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 3. Ömer Fevzi Atabek ve Afyon Vilayeti Tarihçesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 4. Mehmet Saadettin Aygen’in Hayatı ve Eserleri, Afyonkarahisar Belediyesi yay., Afyonkarahisar 2012. 5. “Kuvâ-yı Millîye’nin (Zeybeklerin) Tasfiyesi ve Bu Yönde Afyon’daki Faaliyetler”, IV. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, 29-30 Eylül 1995, Afyon 1997, ss.119-123. 6. “Büyük Taarruza Dair Notlar”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon TV de konuşma, 1996. 7. “Ömer Fevzi Atabek”, Toplumsal Tarih, nr.41, Mayıs 1997, ss.56-61. 8. “İstibdat Devrinden 12 Mart’a Bir Ömür: Ömer Fevzi Atabek”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon Ticaret Odasında Konferans, Afyonkarahisar 1997. 9. “Sandıklı Tarihine Bakış”, Toplumsal Tarih, nr.47, Kasım 1997, ss.46-54. 10. “Afyon İlçelerinin Basın Tarihi Üzerine Bir Araştırma”, Güneyde Kültür, nr.107, Ocak 1998, ss.12-18. 11. “Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerinde Afyon Basınının Kökleşmesi ve Etkisi”, Toplumsal Tarih, nr.52, Nisan 1998, ss.46-53. 12. “Türkçe İbadete Geçiş, Tepkiler ve Anadolu Basınındaki Yankıları”, Tarih ve Medeniyet, nr.49, Nisan 1998, ss.32-36. 13. “Aile Arşivleri, Şehir Tarihçiliği ve Kültürel Değeri”, Toplumsal Tarih, nr. 55, Temmuz 1998, ss. 51-55. 14. “Emirdağ’daki Aşiretlere Mahalli Bir Yaklaşım”, Tarih ve Toplum, nr. 176, Ağustos 1998, s. 63-64. 15. “Milli Mücadele’de Cephe Hududu Olarak Şuhud’daki Faaliyetler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., C. XIV, İzmir 1999, ss. 79-100. 16. “Afyonkarahisarın Kadınanaları”, Tarih ve Toplum, nr. 183, Mart 1999, ss. 66-69. 17. “Dr. Mehmet Saadettin Aygen’in Afyon Kültür Hayatına Katkıları”, V. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri 13-14 Nisan 2000, Afyonkarahisar, ss. 509-517. 18. “Nejdet Sançar ve Mehmet Saadettin Aygen’i Anlayabilmek”, Ural-Altay Kültür, İnsan Hakları Ve Dayanışma Derneği, konferansı, İzmir 2000. 19. “Bursa Erkek Liseli Bir Sima: Dr. Aygen”, I. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu (4-6 Nisan 2002), Uludağ Üniversitesi yay., C. II, Bursa 2002, ss. 769-774. 20. “Uludağ’ın İsim Babası”, Tarih ve Düşünce, 2002. 21. “Ömer Abuşoğlu’nun Ölümü”, Ege Manşet, 2007.
10.09.2015
47
A+
A-

Hayat denilen inişli-çıkışlı uzun yola herkes doğumla başlar. Başlangıç şeklen aynı olmakla beraber o andan itibaren sonsuz sayıda farklı istikamet, alternatif, faktör, şans, denklem, destek, etki, katkı, engel, fonksiyon, misyon, basamak, tercih devreye girer, yol açar ya da kapatır. Açan ve kapatan unsurlar zıt gelişmelerin sebebi veya neticesi olabilir. O anda gerçekleştirilemeyen haliyle bireye üzüntü veren bir durum, bazen büyük bir hezimeti kendiliğinden önleyebildiği gibi ısrarlı düşünce karşı konulamayan büyük tutkunun doğmasına sebep olabilir. Tam tersi başarı olarak kabul edilen bir gelişme ise yolun sonu haline dönüşebilir. Çıkmaz sokaklardan enginlere ulaşılabildiği ne görülmüş ne de duyulmuştur. Sona yaklaşıldığında hatıralar, ferdi alev alev yakan birer hasrete dönüşür. Ulaşılandan ziyade ulaşılamayanlar ön planda kalır. Gerçekleştirilemeyenler bir hülya halinde canlılığını ve sıcaklığını muhafaza ederek hasreti pekiştirir. Muhtemelen torunlar bundan ötürü daha tatlı gelmeye başlar.

Başlama ile beraber ortaya çıkan fırlayış çocuğa, aileye, ortama, coğrafyaya, rejime dayalı unsurları algılama, onlardan yararlanma, zarar görme, arada kaynama gibi birbiriyle düzenli rabıta sağlanamayan unsurlardan günlük, ömürlük çıkarımlarla yürüyüşün bıraktığı posaların değerlendirilmesidir. Beyin keşfetme, gerçekleştirme, başarma odaklı olmasına karşın onun çocuktaki durumunun daha az fonksiyonlu olduğunu zannettiklerinden koruma görüntüsü altında zindana hapsederler. Bugün için çok gözde olan bir meslek çok geçmeden önemini yitirdiği gibi çocuğun ilgisi-yeteneği aile büyüklerininkinden farklı olabilmektedir. Kuvvete dayalı bir çocuğun el sanatlarına, edebi ruhlunun savaşçılığa yönlendirilmesi hedefe ulaşılsa bile mutsuz bir ömürden başka bir sonuç ortaya çıkarmamaktadır.

Sanat dalları içinde ortaya çıkan sinema da fırlayış dönemlerine dair pek çok eser üzerinde çalışmıştır. Bundan sonra da çalışmalarını sürdürecektir. Çünkü herkesin o dönemlerden kalıntısı vardır. İyi ya da kötü sınıfına dahil edilenler kendilerini izaha çalışırlarken “bizim zamanımız” ifadesini çoğunlukla o anları için telaffuz etmektedirler. Mutsuzluğa kılıf uydurabilmenin en kolay yolu da yine aynı zamana ait olanlardır. Oysa ki büyük başarılara imza atanlar, onları gerçekleştirenlerin öyküleri sınırlılıklardan sıyrılıp fırlayıp gitme ile doğrudan bağlantılı olmuştur.

Dünyaya defalarca egemen olduğundan “Tarihe Hükmeden Millet” ibaresi layık görülen Türklerin muvaffakiyetlerinin şifreleri arandığında gayet doğal olarak çocukluk dönemlerine gidilmesi gerektiği gibi, geleneksel durumun gerçekleşememesinde de aynı zamanlardaki fırlayışın çerçevesi ele alınmalıdır. Hunların, Göktürklerin, Oğuzların güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar uzanan koşuşturması yetişkinliklerinden daha ziyade çocuklukta kabullendikleri, hazırlandıkları yaşam tarzı ile alakalıdır. Anadolu’yu Türklüğün ikinci anavatanı haline getirenlerin bindikleri atlar, salladıkları kılıçlar ile bağlantıları gözlerini açtıklarında çoktan başlamıştı. Yaşam tarzı ile o kadar bütünleşmişlerdi ki karşısındakilerce isimlendirilememişlerdi.

İç Batı Anadolu’nun kendine münhasır hususiyetleri bulunan Tavşanlı İlçesi’nde gerçekleştirilen çocukluk dönemlerine ait bir film içinde insanımızın gelişim serüveni içindeki durumuna bir nazar ortaya konulması pek çok kişi açısından bir buçuk saat de olsa düşünme fırsatı vermektedir. İzleyicilerin tamamı çeyrek yüzyıl önce benzer bir çocukluk yaşamışlar, kendileri ya da çevrelerinde yer alanlar işte “biz çektik evlatlarımız çekmesin” gibi oldukça temiz ama bir o kadar da tehlikeli bir düşünce ile baş başa kalmışlardır. Çünkü öğrenme sadece sınıf eğitiminde gerçekleşmemektedir. Çok tutulan, hepimizin defalarca zevkle izlediği bir başka filmde eğitimi sınıfta değil de ormanlıkta sürdürülmesinin olumlu sonuç vermesi hep havada kalmış ve bırakılmıştır. Belli ki bundan beslenilmektedir. Zira bir tek kişi tüm dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü yaratılmıştır. O kişi şu anda neden Anadolu coğrafyasında hayallerinin peşinden fırlayıp gitmesin?

Hayallerin peşinden fırlamanın bir el yeteneği, topluma karışma, mücadele etme, hakkını tanıma, hakkının peşine düşme, tuzakları fark etme gibi konularda alt yapıya ihtiyacı bulunmaktadır. Alt yapı olmadan tahsil vasıtasıyla kazandıklarının başkalarının köşe başlarında bekledikleri “insan güzel şeylere layıktır” teraneleriyle kendilerine bağımlı hale getirmeleri de kaçınılmaz hale gelmektedir.

Bu yüzden çocukların kendilerine gelir gelmez toplum içindeki konumunu belirleyecek adımları aileden başlayarak atması gerekmektedir. Tahsilsiz bir toplum elbette özlenen bir husus değildir ve olmayacaktır. Tahsilin de bireyin doğal gelişimine engelleyecek şekilde dizayn edilmemesine dikkat edilmelidir. Burada en önemli görev aileye düşmektedir.

Genç okuyor diye doğal ihtiyaçlarını büyüklerinin üstlenmesi hedefin sapmasına yol açmaktadır. Ödevler çocukların gelişimine yararlı olma amaçlıdır. Suya ihtiyacı olanın herhangi bir sağlık problemi yoksa kalkıp gereğini yapması lazımdır. Tahsil ne kadar yoğun olursa olsun genç birey odasını, dolabını, çantasını derli toplu hale getirmesini bilmelidir. Servis hizmetlerinin zorunlu olduğu, çok ileri bir hale dönüştüğü zaman diliminde gencin zamanı verimli kullanması kaçınılmazdır. Aksi bir durum yukarıda da ifade edildiği üzere ortaya konulan hedefin algılanmasını imkansız hale getirecektir. Çanakkale savaş alanlarında gayet yerinde bir ifade ile tabelaya yansıtıldığı şekilde “imkan ver imkansızı iste” düsturu esas alınmadığı takdirde verilen imkanlar zamanın harcanmasını ve dünyanın ihtiyacı olan Türklüğün adaletinin gecikmesine neden olmaktadır. Haliyle dünyaya huzur bir türlü gelememektedir.

Çıraklık çocuğun ev ortamından çıkarak daha hızlı gelişimine zemin hazırladığı gibi öğrenme, inisiyatif yeteneğini geliştirme fırsatı da vermektedir. Yeteneksiz bir toplumdan ziyade etkin olan insanlar yanlışlara alternatif olabilir ve ortadan kaldırabilir. Yanlışlarda ancak sayısı giderek artan yanlışlara ulaşılabilir.

Filmin yönetmenin ölümünden sonra vizyona girmesi üzerinde de biraz durulacak olursa, çoğunlukla değerler ancak ölümlerinden sonra kıymet bulabilmektedir. Ödüllendirilişlerinden de haberdar olamamaktadırlar. Film çekiminden ancak üç yıl sonra izleyici ile buluşabilmiştir. Gerek mütevazi oyuncu kadrosuyla, gerekse Kütahya’da çekim için seçilen mekanlarıyla bir çok ödüle layık görülmüştür. Kişinin mesleği ne olursa olsun en dar kapsamlısından en genişine kadar içinde bir memleket sevgisi bulunmalıdır. Memleket sevgisinden mahrum olan birisinin yürüyüşü herkesin aldığı mesafe kadar sürecek, kara toprakta sona erecektir. Memleket sevgisine sahip olanların ki ise ölümlerinden sonra devam edip gidecektir. Şehrimizde bunun yığınla örneği bulunmaktadır.

Sınırlı imkanlardan dolayı filmde önemli bir teknik aksaklıktan açılabilir. Bütün bunlara rağmen yönetmene en iyi sıfatı kazandırdığını da göz ardı etmemek lazımdır. Kendi hayalleriyle, imkanlarıyla gerçekleştirilen bir eserden bahsediyoruz. Yönetmen bizzat kendisine filmde oyunculuk yapmıştır. İmkansızlık hiçbir zaman başarısızlık için mazeret teşkil etmemiş hatta o ana kadar tespit edilememiş yeni vasıtaların ortaya çıkışına zemin bile hazırlamıştır.

Toplumumuzda köy ile köylülük hiçbir zaman küçümsenen öğe olmamıştır. Zorluklardan, saflıklardan ileri fırlamanın bir fırsatı kabul edilmiştir. Mehmet de Recep de aynı fırlayışın birer simgesi olarak perdeye yansıtılmıştır. Birisi karpuz satıcısına diğeri de berbere çırak olur. Her iki esnaf kolu da göz açtıktan sonra karşılaşılanlardır. Canlandırmaya çalıştıkları perdeye ileri derecede tutkundurlar. Tutkular ileri fırlayışın hammaddesi hayallerin üstündeki bulutları uzaklaştırır. Başarı için hayal, hedef ve emek gerekmektedir. Anlamsız, komik gelse de büyük mesafeler hep küçücük bir adımla başlar. Onların da ilk adımı köyün terk edilmiş ahırında gerçekleşir. Çocukların delicesine hamlesine köyün geçek delisi şahit olur.

Uzun yolculuk sadece adım ve emekle yürünmez aynı zamanda başkalarının yolları ile de kesişir. Birleşen ve ayrılan tali yollar da mümkün olabilmektedir. Nezihe, Nihal yaşları ne kadar Recep’ten büyük olsa da adımlarına doğrudan dahil olurlar. İlkinin kızı, ikincinin kardeşi Güler ise zıt duygularla önüne çıkar. Zıtlıklar aynı merkezden farklı hedeflere doğru yürünmektedir.

Aynı merkezden farklı hedeflere yürüyüş elbette karşılık bulamamaktadır. İnsani duyguları aynı şekilde insani şekilde ele alabilmek, perdeye yansıtabilmek, kadim değerlerin hala dikkatle izlenebileceğini ortaya koymak inanılmaz derecede fayda sağlamaktadır.

İnsanın yaşı ilerledikçe geçmişte kendisini çok mutsuz, çaresiz hissettiği kaçıp kurtulmak istediği zamanları özlemeye başlıyor. “Nerede o eski Ramazanlar” cümlesinden sayısız miktarda ifadeye ulaşabilirsiniz. Sevdiği için dağları delen, sözü için makamı, şöhreti terk eden, hatır için çiğ tavuk yiyenler mitolojik devirlerin değil Türk kültürünün ılık nefesli misalleridir. Filmler bu misallere canlılık kazandıracaktır.

Edep, ahlak, sevgi, sempati, samimiyet, dürüstlük, gerçekçilik, arkadaşlık, dolu beynin ortaya koyacağı ürünler mutlaka kendisiyle barışık olacaktır. Karpuz kabuğu ile zor da olsa mesafe alınmıştır. Zira kıza ya da kızın aşkı yerine sinemaya tutku sonuç verince kolay kolay batmayan büyük bir gemi tesis edilmiş oluyor.

Çocuklarımız fırlayıp gidecek şekilde yetişmelidir. Zira bu şu anda dünyanın özlemle beklediği ama asla bizden istemediği, beklemediği bir harekettir. Ancak biz kabul etsek de etmesek de dünyadaki problemlerin tek alternatifiyiz.

 

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı

ETİKETLER: ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.