Ekrem Çulfa

Ekrem Çulfa

ÇEKİLİN ÖNÜNÜZDEN…

Şöyle bir düşünün; hayatınızda bir şeyi çok gerçekleştirmek istiyorsunuz ama bir türlü olmuyor veya bir türlü istediğiniz o son hedefe ulaşamıyorsunuz. Kim bilir belki de hep aynı planı yapıp duruyor ve sonuçların farklı olmasını bekliyorsunuz. Farkında olmadan her hafta, hep aynı döngünün içine hapsoluyor, kendinizi potansiyelinizin altında yaşamaya mahkum ediyorsunuz. Gerçekleştiremediğiniz hayallerinizden dolayı pişmanlık duyuyor, ancak sizi sınırlayan alışkanlıklarınız yüzünden kıpırdayamıyorsunuz. Hatta kendinizi özgürlüğe ulaştırabilmek için yapmanız gerekenleri biliyor ancak yapamıyor veya üşeniyorsunuz. Sonra kendinize kızgınlığınız öylesine artıyor ki; kendi kendinizi adeta sabote ediyorsunuz. Peki kendi kendini sabote etmek ne demektir? Bunu başaracak kadar iyi değilim, sevilmeyi hak etmiyorum, beni de, yaptığım işi de isteyen yok zaten, kendimi iyi hissediyorsam kesin kötü bir şey olur, keşke daha güzel olsaydım… İşte “kendi kendini sabote etme” (self-sabotage) cümlelerinden bazıları… Kendi kendini sabote etme aslında davranış bilimleri, psikoloji ve sosyoloji biliminin iyi bildiği bir kavram. Bir çeşit “kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz iç konuşmalar nedeniyle özgüveninin düşmesi ve kendini gerçekleştirmesinin engellenmesi halidir.” Bu kavram Berglas ve Jones tarafından ilk kez 1978 yılında şöyle tanımlanmış: “Bireyin bir işi ya da görevi yerine getirebilecek kapasitesi olmasına rağmen, söz konusu işi kotarabileceğine yönelik belirsizlik yaşaması ve yeterli kapasitede olmadığına ilişkin bahaneler bularak kendini haklı gösterme çabası.” Aslında ortalama bir insan için hiç yabancı olmayan bir ruh hali. Kendini sabote etme hali bazen kişilerin başarabileceklerinden kuşku duyduklarında benliklerini korumak amacıyla da başvurduğu bir savunma mekanizması olabiliyor. Kendini sabote etme mekanizmasını kullanan kişiler, performansları sonucu ortaya çıkan başarısızlık durumlarını yeteneklerinden ziyade performanslarındaki sorunlara bağlama eğilimi gösteriyorlar. Bilimsel veriler iki çeşit kendini sabote etme yolu tanımlıyor: Bunlardan ilki “davranışsal kendini sabotaj” (behavioral self-handicapping), ikincisi ise “sözlü/öz bildirimli kendini sabotaj” (claimed/self-reported self-handicapping)’dır. Sözlü kendini sabotaj, yapılacak eylem öncesi korku, anksiyete, bitkinlik, stres, aşırı heyecan, panikatak gibi daha çok psikolojik belirtilerin sözel olarak ifade edilmesi anlamına geliyor. Davranışsal sabotaj ise eylem öncesi başarılı olmak için gereken düzeyde çalışmamak, farklı gündemlerle ilgilenme, sonucu kadere bağlamak, fiziksel belirtiler göstermek, yapabileceğinden fazla işi bir arada yürütmeye çalışmak, alkol-madde kullanımı gibi davranışları içeriyor. (Higgins ve ark.1990, Hendrix ve Hirt 2009). Neden kendimizi sabote ederiz? “Self sabotaj” eyleminin kökeni çocukluk yıllarına dayanabiliyor. Bazı çocuklar, ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, dikkatlerini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki gösterme çabası içine girebiliyor. Bu eğilim yıllar içinde kendi kendini sabote etme eylemine dönüşebiliyor. Kendini sabote etmek eyleminin temelinde öz-güven, öz-değer, inanç eksikliği vb durumlar yatıyor. Yaşanan durumların hissettirdiği duygular ile baş edememe hali de “self sabotage” nedeni olabiliyor. Öyle ki, kişiler bazen içinde bulunulan duruma ve çevredeki diğer kişilere gereksiz tepkiler verilebiliyor ve adeta yangına körükle gidip sabotajın dozunu arttırabiliyorlar. Dolayısıyla, kişi kendini hedefe ulaşmadan engellemiş oluyor. Bu durum bireyin kendini elde edebileceği yeni duruma hazır hissetmediğinden veya içten içe hak etmediğini ya da elde edemeyeceğini düşünmesinden kaynaklanabiliyor. Kendi kendimizi sabote etme yolları Nelerdir? Bilimsel çalışmalar, kendini sabote etme halinin çoğu zaman bilinçsizce yapıldığını ortaya koyuyor. Bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biri Petra Block’un “MindFuck” isimli kitabıdır. Petra’ya göre insan ne kadar eğitimli, uygar ve çağdaş değerlere inanıyor olursa olsun, yine de düşünce sistematiği otoriter ve baskıcı olabiliyor. Petra’ya göre insanın kendini engellemesinin değişik yolları var. Bu yollara örnek olarak “kendini inkar etmek, başkalarının yaşamsal çıkarlarını kendininkilerden yukarıda tutmak, herkesi memnun etmeye çalışmak, kendini ve başkalarını baskı altına almak, kendine ve başkalarına mükemmeliyetçilik, bilmişlik gibi değerler biçerek yakınmayı alışkanlık haline getirmek, katı ve keyfi kurallara boyun eğmek, kendine ve başkalarına karşı kronik güvensizlik yaşamak” sayılabilir. Sürekli bir şeyleri ertelemek, kendine acımak gibi davranış ve düşünce kalıpları da kendi kendine sabote etmek yöntemleri arasında sayılıyor. Toronto Üniversite’sinden Dr. Jason Plasis ve sosyal psikolog Kristen Stecher’ın yaptığı araştırmalar, kimi insanların elde ettikleri başarılar karşısında ezildiklerini ve aslında kendi kapasitelerinin sınırlı olduğunu düşündüklerini ve kendi başarıları karşında afallayabildiklerini gösteriyor. Bu durum sonraki yaşamlarında üzerlerindeki baskıyı arttırıyor ve kimi zaman bu ağır yükü taşıyamayıp kendilerini sabote etmelerine yol açabiliyor. Bazı araştırmacılar, insanın güvenliğini sağlamak ve alıştığı ve güvenli olan yaşam döngüsünün dışına çıkamama hali olarak tanımlanan “direnme sendromu” (resistance syndrome) ile “self sabotage” arasında bir ilişki olduğunu ileri sürüyor. Bu görüşe göre kişiler alıştıkları döngünün dışına çıkmaları gerektiğinde, bunu engellemek adına, kendi kendilerini sabote edebiliyor ve direnme sendromunun yerleşmesine katkı sağlıyor. Sonuçta karşılanmamış ihtiyaçlar ve beklentilerden dolayı hayal kırıklığı hissedilmiyor, pişmanlıklar duyulmuyor. Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.” Günlük hayatta kendimizi sabote etmenin önüne nasıl geçebiliriz? “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanıyor. Bu kavram, Dr. Pajares’in vurguladığı gibi, zorluklar karşısında iyimser olmayı, azim ile çabalamayı ve çabalarken ortaya çıkan davranışları içeriyor (1996). Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor (Kazemi ve ark. 2014). Öz saygı ve benlik bütünlüğüne sahip olmak, “self sabotage” riskini azaltıyor ve öz yeterlik algısını güçlendiriyor. Sonuç olarak, işin esası benliğin güçlenmesidir. Hangi yaş grubunda olursa olsun, başarısızlık ve başarısızlığa karşı hissedilen tehditlerin de insanlara öğrenme ve gelişme fırsatları doğurduğunu hep hatırda tutmak gerekiyor. Başarısız olunan durumlarda, benliği korumak için, sabote etme stratejilerine başvurmak yerine başarısızlığa neden olan durumlarla yüzleşebilmek gerekiyor. Bu konularda gelişmeye çalışmak, benlik bütünlüğüne katkı sağlıyor. Eğer kendinizi sabote ediyorsanız mutlaka profesyonel destek 05447243650 hattımızı arayarak düzenli profesyonel yardım almalısınız. Hep aklınızda tutun, iş ve özel hayatımızda daha öz güvenli, mutlu, gelişime açık ve başarılı bireyler olabilmenin yolu önünüzden çekilmekler başlıyor. ÇEKİLİN ÖNÜNÜZDEN…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Çulfa Arşivi