DOLAR 7,6699
EURO 8,9646
ALTIN 465,17
BIST 1.096
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Per 27°C
Cum 27°C
Cts 30°C
Paz 27°C

TÜRK ULUSU UYUYOR

REKLAM ALANI
19.07.2014
49
A+
A-

Türk ulusu uyuyor. Ülkede yaşanan olaylar karşısında tepkisiz kalan Türk ulusunun uyuyup

kalmasına karşın, Dünyalının uyanık kalarak, ilgisiz kalmadığını kanıtladığını gözlemliyoruz.

Özellikle Türk siyasi hayatının son beş yılına damgasını vuran Ergenekon Davası, ABD ve Avrupa tarafından mercek altına alındı. Washington’daki tanınmış düşünce kuruluşlarından Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu (SAIS) ile İsveç Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü tarafından ortaklaşa hazırlattırılan Ergenekon raporu açıklanınca, şüphesiz Türk milleti de gerçekleri öğrenmiş olacaktır. Çünkü biz kendi aydınlarımıza değil de yabancı söylemlere inanır olmuşuz.

“Gerçek ile fantezi arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması” adlı 83 sayfalık rapor, İngiliz gazeteci Gareth Jenkins tarafından kaleme alınmış. Türkiye’de ‘derin devlet’ kavramının tarihçesiyle başlayan raporda Özel Harp Dairesi, Susurluk ve Şemdinli soruşturmaları, AKP’nin iktidara geliş sürecinde yaşananlar anlatıldıktan sonra Ergenekon soruşturmasının evreleri hakkında detaylı bilgi sunuluyor. Üçüncü İddianame öncesinde yazımı tamamlanan raporda analizler yer alıyor.

Gerçektende, bu dava Türk toplumunu ikiye bölmüştür: Küresel emperyalist destekçileri, bazı solcular ve Kürt milliyetçileri olmak üzere oluşan birinci gruba göre; Ergenekon soruşturması “yüzyılın temizliği”, derin devletin yok edilmesi için nihai fırsat görülüyor. Davayı eleştirenler ise; büyük çoğunlukla işbirlikçilerin muhalifleri olup, soruşturmayı siyasi olarak yönlendirilen, AKP’ye yönelik muhalefeti etkisiz kılma çabası diye görüyor.

İddianamede adı geçen bir kısım sanığın ilgisiz illegal aktivite içinde olduğu, bazılarının da eksantrik ve hoş olmayan dünya görüşlerine sahip insanlar olduğu yönünde kanıtlar var.

Türk ordusunun bazı komutanlarının dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ten memnuniyetsizliği, hem Özkök’ü, hem de işbirlikçi hükümeti iktidardan etme niyetinde olduğu yönünde suç kanıtları olarak gösteriliyor.

Ancak hem Ergenekon soruşturması kapsamında suçlananlar, hem de polis baskınları sırasında gözaltına alınıp ardından serbest bırakılan insanların çoğunun, işbirlikçi iktidara muhalefet etmenin ötesinde bir suçu varmış gibi gözükmüyor.

Aslında iddianamede tanımlandığı biçimde bir Ergenekon organizasyonunun mevcut olduğu ya da geçmişte var olduğu yönünde de hiçbir kanıt yok.

Sunulan dokümanlar mevcut bir örgütü değil, hipotetik bir örgüt planını tanımlamaktadır.

Ergenekon’un mevcudiyetine ilişkin kanıtların, güvenilmez olduğu açıkça belli olan fantezi tutkunu Tuncay Güney’den gelmesi çok kaygı vericidir. O kadar çelişkiler, vurgunculuk, söylentiler, mantığa aykırılıklar ve anlamsız tespitler içeriyorlar ki, iki iddianame kendi içinde dahi tutarlı değil. ‘Ergenekon’ kelimesini ilk kullanan kişi olan Erol Mütercimler de suçlananlar arasında.

Ergenekon iddianamesinin basit bir siyasi fabrikasyon olduğu söylenemez. İddianameler çıkarımsal değil izdüşümsel. Yani iddianameler organizasyonun varlığı ön kabulünden geriye doğru giderek alakasız bireyleri, açıklamaları ve davranışları da tek bir büyük komploya bağlama görüntüsü arz ediyor. Kanıtlardaki tutarsızlıklar, soruşturmayı yürüten makamların sanıklara yönelik suçlamaları güçlendirmek için kanıtları değiştirdiği suçlamalarına yol açıyor. Kanıt olarak sunulan malzemenin ve özellikle de sanıkların ya da davayı eleştirenlerin telefon konuşmalarının hükümet yanlısı basında yer alması dikkat çekici.

Türk yasalarına göre yargı kararı olmadan telefon dinlenmesi ve bunların yayınlanması suç oluşturuyor. Ancak bu, dinlenenlerin neden salt hükümet karşıtı isimler olduğunu ve kanun koruyucuların bu yasadışı dinlemeleri neden sorgulamadığını açıklamaya bir türlü yetmiyor…

Hükümetin hem dinleme kayıtlarının sızmasını önleyememesi, hem de savcıların yeterli delil olmadan şüphelileri evlerinden gözaltına alması toplumunun büyük bir bölümünde korku iklimi yaratmıştır. Laik orta-sınıf Türkler, “bir web sitesinde kaydı çıkabilir” diye telefonda dostlarıyla bile konuşmaya korkar hale getirilmiştir. Savcıların tavrı nedeniyle her gün artan sayıda Türk, gece yatağa, ertesi sabah şafak vakti bir polis baskınıyla uyanacak mıyım?” kaygısıyla gitmektedir.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.