DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
ALTIN 458,62
BIST 1.124
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
28°C
Parçalı Bulutlu
Paz 27°C
Pts 28°C
Sal 30°C
Çar 24°C
YAZARLAR TÜMÜ

SERÜVEN ADAMI

Turan Akkoyun
Doç. Dr. Turan AKKOYUN 1965 Yılında İzmir-Beydağ’da dünyaya gelen yazar 1986 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Lisans üstü eğitimini aldığı Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde 1988 yılında Yüksek Lisansını, 1993 yılında da doktorasını tamamladı. 1986-1988 arasında Konya Meram Anadolu Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik; 1988-1994 arasında Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü’nde okutmanlık; 1994-1999 arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. Olarak görev yaptı. Görevinden ayrılmak durumunda kaldıktan sonra da araştırmalarını ve hukuk mücadelesini sürdürdü. 2011 yılında İstanbul Bahçelievler Çobançeşme Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik görevini aldı. Danıştay’ın lehine idari mahkeme kararına onamasından sonra 2012 yılında tekrar öğretim üyeliği görevine geri döndü. Kitapları ve Afyonkarahisar ile ilgili çalışmaları şunlardır: 1. Milli Mücadele ve Türk İnkılabı, İnci Ofset, Konya 1994. 2. Türk İnkılap Tarihi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 3. Ömer Fevzi Atabek ve Afyon Vilayeti Tarihçesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 4. Mehmet Saadettin Aygen’in Hayatı ve Eserleri, Afyonkarahisar Belediyesi yay., Afyonkarahisar 2012. 5. “Kuvâ-yı Millîye’nin (Zeybeklerin) Tasfiyesi ve Bu Yönde Afyon’daki Faaliyetler”, IV. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, 29-30 Eylül 1995, Afyon 1997, ss.119-123. 6. “Büyük Taarruza Dair Notlar”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon TV de konuşma, 1996. 7. “Ömer Fevzi Atabek”, Toplumsal Tarih, nr.41, Mayıs 1997, ss.56-61. 8. “İstibdat Devrinden 12 Mart’a Bir Ömür: Ömer Fevzi Atabek”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon Ticaret Odasında Konferans, Afyonkarahisar 1997. 9. “Sandıklı Tarihine Bakış”, Toplumsal Tarih, nr.47, Kasım 1997, ss.46-54. 10. “Afyon İlçelerinin Basın Tarihi Üzerine Bir Araştırma”, Güneyde Kültür, nr.107, Ocak 1998, ss.12-18. 11. “Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerinde Afyon Basınının Kökleşmesi ve Etkisi”, Toplumsal Tarih, nr.52, Nisan 1998, ss.46-53. 12. “Türkçe İbadete Geçiş, Tepkiler ve Anadolu Basınındaki Yankıları”, Tarih ve Medeniyet, nr.49, Nisan 1998, ss.32-36. 13. “Aile Arşivleri, Şehir Tarihçiliği ve Kültürel Değeri”, Toplumsal Tarih, nr. 55, Temmuz 1998, ss. 51-55. 14. “Emirdağ’daki Aşiretlere Mahalli Bir Yaklaşım”, Tarih ve Toplum, nr. 176, Ağustos 1998, s. 63-64. 15. “Milli Mücadele’de Cephe Hududu Olarak Şuhud’daki Faaliyetler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., C. XIV, İzmir 1999, ss. 79-100. 16. “Afyonkarahisarın Kadınanaları”, Tarih ve Toplum, nr. 183, Mart 1999, ss. 66-69. 17. “Dr. Mehmet Saadettin Aygen’in Afyon Kültür Hayatına Katkıları”, V. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri 13-14 Nisan 2000, Afyonkarahisar, ss. 509-517. 18. “Nejdet Sançar ve Mehmet Saadettin Aygen’i Anlayabilmek”, Ural-Altay Kültür, İnsan Hakları Ve Dayanışma Derneği, konferansı, İzmir 2000. 19. “Bursa Erkek Liseli Bir Sima: Dr. Aygen”, I. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu (4-6 Nisan 2002), Uludağ Üniversitesi yay., C. II, Bursa 2002, ss. 769-774. 20. “Uludağ’ın İsim Babası”, Tarih ve Düşünce, 2002. 21. “Ömer Abuşoğlu’nun Ölümü”, Ege Manşet, 2007.
30.11.2014
54
A+
A-

Alışılmışın dışında, başlangıçta benimsenmesi kolay olmayan bir ölçüde aykırı olmanın toplumu, medeniyet ve düşünceyi derinden etkilediği ve şekillendirdiği kabul gören bir düşünce olarak karşımızda durmaktadır. Aksi bir durumun gelişimi engelleyeceği en azından yavaşlatacağı açıktır. O yüzden bazı şahsiyetler insanın kendisine sınır koyamadığı, koyma ihtiyacı hissetmediği çocukluk yıllarındaki davranışlarına devam ederek farklı noktalara ulaşabilmişlerdir.

Hareketten sonra takip edilen aynı yol mutlak surette aynı sonucu doğurmaktadır. İlk elde edilen sonuç başarı, ikincisinde egale olurken daha sonrakiler ise artık zamanı değerlendirememe en sonda da boşa vakit kaybı olmaktadır. Ömür denen çizgide başarıların erken gelmesi her zaman süreceği anlamına gelmemektedir.

Toplumun ilerleyebilmesi, daha ilerdeki toplulukların ekarte edilmesi normal akış çizgisinde sağlanamaz. İlerdeki topluluk imkan, teknik ve fırsat bakımından zaten üstün durumdadır her geçen an arayı açmaktadır. O yüzden farklı yolların aranması bireyi ve toplumu yönlendirir. Büyük değişimlerin küçük hamlelerle başlaması gibi toplumun en küçük birimi durumundaki birey farklı tarzlar geliştirmelidir.

Aykırılık olarak düşündüğümüzde özünde bir başkaldırıyı, farklılığı ortaya koyar. İçinde hak, eşitlik, hukuk, adalet gibi hususlar olursa, sonrası domino taşlarının birbiriyle teması misali kendiliğinden gelir. Mesafe negatifliğini tanımaz, zaman mefhumunu dikkate almaz, gerçek hedefine ulaşır.

Özünden hareket ettikten, içine emek eklendikten sonra bugün olmasa yarın mutlaka sonuçları görülür ve kabullenilir. İfadesi zor olsa insanoğlu en çok öğretmenlerinde bunu fark eder ve zaman geçtikten sonra dillendirir. Çok bilinen bir ifadeyle artık iş işten geçmiş, atı alan Üsküdar’dan uzaklaşmıştır. Merkebini Niğde’ye sürebilen belki de yeniden ümitlenebilecektir.

Devletlerin kuruluşunu, sanatkarların paha biçilmez eserlerinin ortaya çıkışını, ilim adamlarının yıldırıcı yollarda çektiklerini, siyasetçilerin yorgunluklarını, meslek erbaplarının gelişim süreçlerini incelediğimizde hep alışılmışın dışında, sabır ve inatla devam etmelerinde, yeniden bir kez daha denemelerinde, bir noktaya kadar aykırı olmalarıyla sınır tanımadıklarını en azından kendilerine çizilen sınırları zorladıklarını görürüz.

Göktürk, Büyük Selçuklu, Osmanlı en son Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunda liderlik konumunda olan tarihî şahsiyetlerin aykırılıklarını, kendisine verilenle yetinmeyerek sınırları zorlamaları bu yolda çektikleri, büyük bir sabırla elde ettikleri başarılar gün yüzü gibi karşımızda durmaktadır.

Sınırları zorlamak, sınır tanımamak gibi kavramlar, düzenini kuran çarkını sürdüren, ondan beslenen, kendince yükünü tutan, yanlışları doğru- anormallikleri normal kabul eden statükoyu korkutur, tehdit eder. Buna zıt olarak bazen de sınırlar içinde başarılı olmaya çalışanlara bizzat aşağıya çekme gayretleri gözlemlenir. Durum böyle olunca kendiliğinden bir mücadele ve çatışma başlar. Aykırı ya da farklı olanlar işleyişte daha zayıf pozisyonda olmasına karşın hareket yetenekleri de sınırsızdır. Kaybedecekleri maddi birikimleri, yerleşik düzenleri bulunmamaktadır. Elinde olanları  da zaten değiştirme gayreti içindedirler.

Bu yüzden genelde küçümsenen serüven adamı olarak bıyık altı gülümsemeyle anılan kişiler aslında tüm insanlığa bir şey kazandırmanın mutluluğunu yaşamakta ve paylaşmaktadır. İnsan isteyerek hadi ben de serüven adamı oluvereyim diyemez. Dememiştir de. Aksine bağlasanız o çizginin dışında kalamayan insanlardan oluşur serüvenciler. Farklı kültürlerde kabına sığmayan şeklinde de isimlendirilirken, zapt edilemeyen diye de ifade edilebilmişlerdir. Hareketlidirler onlara “durmak yaraşmaz.”

Küçüklüğünden itibaren ele avuça sığmaz, zapt edilemeyen olduğundan yetiştikten sonra hep kendisine çeken bir mıknatıs gibidir. Çektikleri toplu iğne misali ise sivri tarafları önde ise yolcuğu sıkıntıları, acılara sebep olur. Ancak arkalarında oldukça geniş, önceden tahmin etmeyenlerin bile rahatlıkla yürüyebilecekleri bir yol bırakırlar. Yeni yolda yürümek için başka kulvarlarda farklı, aykırı bireylere ihtiyaç vardır.

Bilmediğinin peşinden koşturup gitmek, belirsizliğe uyanmak, plansız, programsız bir ölçüde de sorumsuz yaşamak hemen herkesin idealinde yaşattığı bir husustur. Bu husus hedefsiz yaşamak ile birbirine karıştırılmamalıdır. “Hareket lazım insana.” Bununla beraber gücün kontrolü için mahiyetinin de bilinmesi gerektiğini unutmamak lazımdır.

Peşinde koşulanlar bireyi yanıp tutuşturmaya, uykusuz bırakmaya başladığında olayın eksisi-artısı göz önüne gelmeye başlar. Birey toplumda değer bulur. İnceden hesaplar sıralanmaya bazıları gündemden düşerken, bazıları ise yukarıya doğru tırmanmaya döner. Başka başka etkiler ve düşünceler ortaya çıkar.

İdeallerin hedefe dönüşebilmesi için mantıken onların planlı ve programlı bir hale dönüştürülmesi gerekmektedir. Dönüşümü gerçekleştiremeyenler hayal aleminde kalmaya mahkum olurlar. Ütopya, hayal, hedef ve gerçekler. İşte bu noktada bireylerin enerjileri sonuçları da şekillendirmektedir.

Gizemli bir yönü de bulunmaktadır. Sonraları bunu araştırarak ortaya koyup kendilerini geleceğe taşımak gayretine girmekte, bir ölçüde çıkar peşinde koşarlar. O istikamette ilerlerken beyninde ürettikleri ile hazırlıklı olmak, görev sırası geldiğinde hiç zorlanmadan adımları peş peşe atarak başkalarının övgülerine ulaşmaktır.

Övgülerin arasında bazen değerlendirmeler yapılır. Onun gerçekleştirdikleri hakkında bilen-bilmeyen dahil olur. Bundan rahatsız olmak bir yana daha fazla sürat kazanmaya, yeni serüvenlere doğru yelken açmaya yeltenir. Yelken tek başına hiç bir işe yaramaz. Bir noktada tutulup kalması rüzgarının dinmesine bağlıdır. Öyle olduğu taktirde hayatta kalma ve yaşama devam enerjisi de bitmiş demektir.

Bazen de denenmiş yolun uzatılmasına serüven denilmektedir. Yolun uzaması aslında istenen ve tercih edilen bir durum olmamakla beraber kaçınılmaz bir şekilde karşınıza çıkıp gelebilir bir durumdur. Uzun yollar da yeni durumların kavranılmasına, davranışların değiştirilmesine yol açabilmektedir.

Serüven ve hayal de birbirine karıştırılmamalıdır. Elbette hayal edildiği sürece yaşanır. Hayaliniz yok olduğunda silinip gittiğinde nefes alsanız da yaşıyor sayılmazsınız. Hemen her toplumda bununla ilgili ifadeler bulunmaktadır. Bilhassa sanatçıların ve kültürel kimlik taşıyan şahısların serüven adamlığı kaçınılmazdır.

Serüven adamlarının daha geç yaşlandıkları da çeşitli eserlerde dile getirilmiştir. Doğrudur çünkü serüven sadece beyindeki bir hareketi değil bedendeki, kaslardaki hareketi de ifade etmektedir. Hareketlenme beraberinde zihinsel dalgalanmayı da ortaya çıkarır.

Hareket noktaları da son derece önemlidir. Sallantıda tutulan hususlarda bağlantıların zayıflaması daha üst değerleri zayıflatır. Aile bunların en önemlisidir. Zira Aile devlet mekanizmasının çekirdeğidir.

Serüvenciliği aile, devlete bağlılık dışında düşündüğümüzde çekilecek sıkıntıların mutlak surette bütün insanlığa hizmet olarak geri dönmesi mümkündür.

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Başkanı

 

ETİKETLER:
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
26 Aralık 2015
2 Ekim 2015
21 Ocak 2015
13 Mart 2016
29 Aralık 2014
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.