Afyonprestij – Afyon Haber – Sondakika Afyon – Afyonkarahisar Haberleri- Afyon Gazeteleri – Gazete Haberleri

PENCERE

6 views
07 Şubat 2016 - 19:01
PENCERE

Barınma amaçlı mekanın ana girişinin yanında, dışarıdan farklı amaçlarla yararlanabilme düşüncesine dayanan bağlantıları bulunmaktadır. Dışarısını görme, aydınlıktan faydalanma, havalandırma, durumu önceden kestirebilme, tedbir alma düşüncesiyle pencere oluşturulmuştur. İnsanoğlunun ilk mekanı mağaraların çoğunlukla tek bağlantısı bulunmakta iken, tecrübeye dayanarak böyle bir bölmenin ilavesi gelişimin göstergesidir.

Sinema açısından düşünüldüğünde bir çok pencereler bulunmaktadır. Sektördeki tecrübe kendiliğinden yeni unsurları, hamleleri, tekrarları ortaya çıkarmakta, pencereye oradan da dışarıya yönelen gözler görebildikleri atış menzilinde benzer eserleri üretmektedirler.

Görülen tepenin ardı tez aşılır misali kazanım ihtimali olan işler hemen yayılır. Merdiven altı kolay, seri üretime geçilir. Üretim şekline uygun tüketim mekanları da kendiliğinden gelişir. Buna mukabil taze ürünlerin şeklinde, konumunda ya da renginde farklılıkların bulunması da yadırganmamaktadır.

Spor dünyasının da içinde mesafe almakta olan Abdullah Ziya Kozanoğlu tarafından kaleme alınıp yayınlanan, daha sonra da beyazperdeye aktarılan Kızıltuğ’dan esinlenen Suat Yalaz, ilham aldığı eserden ayrı bir şekilde lider merkezli olmayan bir kahraman üzerinden yürüdü. Bunda demokratik gelişmeler de etkili olmuş olabilir. Zira demokrasi rejiminde önemli olan liderden ziyade bireydir, en azından öyle olduğu şeklinde tanımlar yapılmaktadır.

Yazarların yolculukları çoğunlukla benzer basamak ve mesafelerden geçip gitmiştir. Gerekli araştırmaları yapıp, hazırlıkları tamamlayarak kalemini oynatmaya başladı. Kıpırdanış, uykusuz geceleri, bunun da ötesinde karalamaları getirdi. Tekrarlamalardan sonra ortaya çıkmaya başlayan ürün kalem sahibinin içine su serpince bunu paylaşmak gerekti. Yakın çağ dönemlerinde paylaşım ve iletişimin en önemli ayağı basındı.

Basın ya da daha çağdaş ifade ile medya farklılık ve renklilik hususlarında rekabete önem veriyor hatta bunu bir atlatma sayarak üstünlük sağlama iddiasında bulunuyordu. Tatlı bir rekabet söz konusu oluyordu. Lider özelliği taşımayan kahramanın maceraları önce Akşam Gazetesinde yayınlandı.

Basında yer alan bir husus aslında aynı gün tüketilmiş hale gelmekteydi. Burada değerlendirme ve yürüme enerjisi kendisini göstermektedir. Yazar kaleminden doğan evladının sonraki süreci ile ilgilendiğinde onun gelişimine katkıda bulunmaktadır. Kaleme alınıp – kamuoyuna sunulan tefrika penceresinden hareket ederek, ustaca bir yaklaşımla haftalık çizgi roman dergisine döndü.

Teferruatlı olmamakla beraber Türk tarihinin içinden seçilen Karaoğlan filmi ortaya koyduğu aksiyonla önceki filmlerden ayrıldığı gibi sonrasına yol haritası çizme fırsatı veren bir pencere olmuştur. 12 Eylül darbe sonrasına kadar sürecek olan kalın yol açmış, köklü bir Türk tarihi aksiyon filmlerinin de başlangıcını teşkil etmiştir. 1982 yılı sonrasında da çok daha gelişmiş sinema tekniği ile aynı konunun gündemden düşmediğini ortaya konan eserler dolayısı ile söylememiz mümkün görünmektedir.

Her şeyden evvel Karaoğlan kendi isminden bir seriye girişmiştir. Altay’dan Gelen Yiğit filminin 1965 yılında çekildiği dikkate alınacak olursa tam on yedi yıl boyunca devam edecek olan tarihi – aksiyon filmlerinin startı; Türklüğün ana yurdundan bir isimle verilmiş olmaktadır. Tıpkı Türklerin göç maceralarında olduğu gibi Çin Seddi, Çin Sarayları, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Anadolu, Doğu Roma, Moğol başta tüm entrika merkezlerine dayanan zaman kavramını tanımayan, aksiyon konularını içeren bir seri olmuştur.

Birbirini takip eden yıllar seriye yenilerini eklemiştir. Nitekim kahramanımızın Altay’dan hareketinden bir yıl bile geçmeden Baybora’nın Oğlu beyazperdede dünyaya gelmiş, halkın sevgisini kazanmıştır. Kültürümüzün devamında ecdattan kalanlardan daha fazla nesiller, oğullar mühim bir yer tutmaktadır. Uçsuz bucaksız bozkırların hareketli ve mücadeleci yaşamı, birkaç saatlik sinema salonundaki sabitliği unutturmuştur. “Oğlu” başlıklı filmler, daha sonra da farklı eserlerde afişe edilerek beyazperde bir çok kere izleyiciyle buluşmuş, heyecanla beklenmiştir.

Sevgi bütün olumlulukların kaynağı olduğu gibi öç sebebi gelişmelere da çanak tuttuğundan Camako’nun İntikamı aynı sene içinde sinema severlerin takdirine sunulmuştur. Bir yılı biraz aşan bir sürede üç ayrı başlıkta sinema salonlarını hareketlendiren tarihi aksiyon serisi öylesine bir sürat kazanmıştır ki onun önüne set çekmek mümkün olamamıştır. Kimsenin böylesine bir niyeti de olmamıştır.

Çin Seddi’ne dayanan yiğidimiz iki yıl geçmeden Bizans İmparatorluğunun coğrafyasına ulaşıp surlarına dayanacak ve hemen de dünyanın gözünün odaklandığı şehre dahil olacak Bizanslı Zorba ile mücadele edip ona haddini bildirecektir. Adeta dünya bizi beklemektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra hiçbir alt yapı hazırlığı olmadan en üst yöneticilerimizin sık sık dillendirdiği, ifadelerinden kendilerinin bile pek bir şey anlamadığını söyleyebileceğimiz “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” sözünün tarihi aksiyon filmlerimizle aynı dar anlayış içinde çeyrek yüzyıl evvel gerçekleştiğini söylemek abartılı ve çok büyük bir yanlış olmasa gerektir.

Zorbanın yok edilmesinden sonra artık Avrupa’dan Asya’ya dönme zamanı gelmiştir. Hem de yıl ve mevsim atlamadan bir kaç içinde Doğu Roma’dan Çin’e dönülmüş, Yeşil Ejder ile mücadeleye girişilmiştir. Türklüğün özünde var olan zayıfın yanında yer alma, ona başkalarının fark edemeyeceği şekilde yardım etme, her an baskına hazır bulunma, uykusunda bile hedefine yürüme coğrafyalara sınır konulmasını engellemiştir. Ne de olsa dünyanın her yerinde bir zulüm sürüp gitmektedir. Gariplerin fakir fukaranın feryatları yükselmektedir. Bu yüzden yürüyüş, hem süratli, hem de etkili gerçekleştirilmiş olmalıdır.

Her seride kendisine karşı kurulan pusuları bir bir atlatan yiğide beyazperdede bir yansıma daha oldu. Akbulut Malkoçoğlu’na ve Karaoğlan’a Karşı aynen kır kahvelerinde zeybek reisleri arasındaki sohbetleri çekişmeleri andıran bir şekilde tarihi aksiyon kahramanları birbiriyle mücadeleye giriştirilmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamış görünmektedir. Çünkü kahraman yolculuğuna yalnız devam edecektir.

Coğrafya tanımayan koşuşturmaca için üç yıllık zaman zarfında beyazperdeye bir de Karaoğlan’ın Kardeşi Sargan‘ı fırlatmışsa da aslı kardeşinin dallanıp budaklanmasına imkan vermemiş, yolculuğunu sürdürmüştür. Kardeşi nal toplamış, kendisi tozu toprağa katmaya devam etmiştir.

Çin Seddi, Bizans Sarayları ve Sarı benizlilerin ülkeleri arasında at koştururken Fars diyarında görünmemek elbette ayıp olurdu. Yiğitliğe pek de yakışmazdı. Böylelikle beyazperdede gözlerini açtıktan dört yıl sonra Samara Şeyhin Kızı ile tanıştı. Er kişinin savaşçılığı olduğu kadar sevdası da canlandırılmaktadır. “Kalenin içten fethi” gibi yerine göre mizahi eleştiri sözleri aslında konunun kasa bağlantısı olarak düşünülmelidir. Beyazperdede doğumunun dördüncü yılındaki şeyh kızı tam olarak sekizinci film olarak seyirci ile buluşmuş oluyordu. Matematiksel olarak düşünüldüğünde yılda tam olarak iki film çekilmiştir ki üretim, arz, talep cephelerinden de yorum yapmamız kolaylaşmaktadır. Aslında değişen sadece coğrafya da değildir. Kahramanı Kartal yerine Kuzey canlandırır.

Sekiz film serisi yapılacak kadar yoğun bir çalışma sonrasında üç yıllık bir zaman dinlenmeye çekildiği söylenebilir. Bu zaman zarfında hiçbir sinema sever mola verildiğinin farkına bile varmamıştır. Zira hem İstanbul hem de Anadolu’daki sinema salonlarında Altaylardan – Bizans’a – Çin’e – Orta Doğuya – Avrupa’ya uzanıp giden maceralar birbiri ardında sürüp gitmekteydi. Öyle ki bunun hangisinin daha önce çekildiğini ortaya koyacak fiziki bir ayrıntıyı yakalamak da mümkün görünmemekteydi.

Otogarda, tren garlarında bekleyenlerin zamanını daha zevkli bir hale getirebilmek, bayram günlerinde daha anlamlı eğlenebilmek, haftalık çalışmanın yorgunluğunu atabilmek için salonlara yönelenleri Adriyatik’ten Çin Seddi’ne gerçekleşen koşuşturmacalardan birine şahit kılmak çok zor olmuyordu. Böylelikle beklenen otobüs ya da tren yolculuğuna başlangıç hızlanıyor, yeni haftada daha fazla çalışma enerjisi toplanılıyor, sonraki bayrama daha başka bir coğrafya özlemle beklenir hale geliyordu.

Seyirciden daha ziyade yapımcının bekleyişi üç yıl sonra bitti. Çünkü Karaoğlan Geliyor filmi geldi. Takvimler 1972 yılını göstermekteydi. Bu hiç beklenmedik bir halde serinin bitimi oluverdi. Film bir çok farklı örnekte olduğu gibi kendi isminden başka Cengiz Han’ın Fedaisi gibi bir isimle de afişe edildi.

Zira ardında ortaya gerçekten yeni bir “Karaoğlan” çıkmış öyle beyazperdede değil bilakis siyaset meydanında boy göstermekteydi. Kim bilir belki de beyazperdedeki yiğit ona ilham vermiş, belki de izleyenler isminde etkilenip siyasetin yeni bir ismine Altaylardan başlayıp Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan coğrafyada onun da kahramanlıklar yapabileceğini inanmış veya inanmak istemiştir.

 

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.