DOLAR
17,9650
EURO
18,2872
ALTIN
1.022,97
BIST
2.750,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon
°C
Afyon
°C
°C
°C
°C
°C

Paranın ve malın değeri bakış açına göre değişir

19.05.2022 15:28
0
A+
A-

Ünlü ressam bir sanat merkezinde açtığı resim sergisini dolaşırken bir kız çocuğu dikkatini çeker. Babacan bir tavırla çocuğun yanına yaklaşır ve “Resmi beğendin mi?” der.
Kız, “evet” der ve “Acaba satılık mı? Anneme almak istiyorum” diye devam eder.
Ressam gülerek sorar kıza “Kaç paran var?
Kız, avucundaki paraları sayar ve “83 lira 75 kuruş, bütün param bu” der. Ressam, “Al bakalım tablo senin” der.
Bu diyaloğu karşıdan seyreden galeri sahibi ressamın yanına giderek, “O tablo yüzbinler değerindeydi, niye bu kadar ucuza sattınız” der.
Ressam cevaplar; “Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı.”
Ressam haklı, hiçbir zengin bütün servetini bir tabloya vermez.
Zenginin 100 lirası ile yoksulun 100 lirası aynı değerde değildir.
Cebindeki paranın değerini finans piyasaları belirlemez, onu belirleyen şey yüreğindir.
* * *
Kral, dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:
-Üşümüyor musun?
Muhafız:
-Alışığım efendim, dediğinde Kral:
-Olsun, sana sıcak elbise getirmelerini emredeceğim, dedi ve gitti.
Ancak bir süre sonra içeri girdiğinde emri vermeyi unuttu…
Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cenazesini gördüler, duvarın üzerine şöyle yazılıydı:
-Soğuğa alışkındım; fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü…
Tutulmayan vaatler öldürür.
* * *
Okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek batar. Dalgalar, gemiden sağ çıkan tek kişiyi küçük, ıssız bir adaya kadar sürükler.
Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah’a yakarır ve umutla ufuktan gözünü alamaz.
Bu arada sahile rüzgârdan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yapar ve gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye taşır.
Günler kurtulmak umuduyla duayla geçerken bir yandan da balık avlar, pişirip yer ve ufku gözler.
Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkar, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını görür.
Başına gelebilecek en kötü şeydir bu.
Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştır.
‘Allah’ım, neden?’ diye feryat eder.
Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyanır.
‘Benim burada olduğumu nasıl anladınız?’ diye sorar, gelenlere.
Gelen cevap şudur: “Dumanla verdiğiniz işareti gördük”.
Başına gelen şeyler senin iradenin dışında gerçekleşiyorsa, senin iradenin dışında da devam edecektir.
Elinden geleni yapıp, sabırla bekleyeceksin.
* * *
İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyulur.
Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılarlar. Sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturur ve beklemeye başlarlar.
Tabii Avrupalı arkeologlar da otururlar ama buna bir anlam veremezler.
Bir süre sonra tekrar yola koyulurlar ve tapınaklara ulaşırlar.
Arkeologlardan biri, ihtiyar rehbere sorar,
– “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik? “İhtiyar rehberin cevabı şöyle olur; “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik…”
Yaşamdan keyif almak istiyorsanız, hayatı ıskalamayın, yavaş yavaş sindire sindire, etrafı seyrede seyrede yaşamaya çalışın.
* * *
Hintli yaşlı usta, her şeyden sürekli şikâyet eden çırağına ders vermek için onu tuz almaya gönderdi.
Tuzu getiren çırağa bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı ustaya, «Çok Tuzlu» dedi.
Usta çırağını yakınlardaki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Gölden suyu içen çırağa aynı soruyu sordu:
“Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı” dedi genç çırak.
“Tuzun tadını aldın mı?” diyen ihtiyar ustaya, “Hayır almadım” diye cevapladı çırak.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
“Hayattaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Acılar karşısında bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
Ne diyordu Tolstoy, “Her insan mutlu olamaz. Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını. Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü.”

Yazarın Diğer Yazıları
27.06.2021 21:42
10.06.2021 17:24
10.12.2021 16:23
17.04.2021 23:20
25.06.2021 23:32
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.