DOLAR 7,7772
EURO 9,4655
ALTIN 460,32
BIST 1.331
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 12°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
12°C
Parçalı Bulutlu
Cum 12°C
Cts 13°C
Paz 13°C
Pts 12°C
YAZARLAR TÜMÜ

KERVANIN İSTİKAMETİ

Turan Akkoyun
Doç. Dr. Turan AKKOYUN 1965 Yılında İzmir-Beydağ’da dünyaya gelen yazar 1986 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Lisans üstü eğitimini aldığı Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde 1988 yılında Yüksek Lisansını, 1993 yılında da doktorasını tamamladı. 1986-1988 arasında Konya Meram Anadolu Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik; 1988-1994 arasında Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü’nde okutmanlık; 1994-1999 arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. Olarak görev yaptı. Görevinden ayrılmak durumunda kaldıktan sonra da araştırmalarını ve hukuk mücadelesini sürdürdü. 2011 yılında İstanbul Bahçelievler Çobançeşme Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik görevini aldı. Danıştay’ın lehine idari mahkeme kararına onamasından sonra 2012 yılında tekrar öğretim üyeliği görevine geri döndü. Kitapları ve Afyonkarahisar ile ilgili çalışmaları şunlardır: 1. Milli Mücadele ve Türk İnkılabı, İnci Ofset, Konya 1994. 2. Türk İnkılap Tarihi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 3. Ömer Fevzi Atabek ve Afyon Vilayeti Tarihçesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay., Afyon 1997. 4. Mehmet Saadettin Aygen’in Hayatı ve Eserleri, Afyonkarahisar Belediyesi yay., Afyonkarahisar 2012. 5. “Kuvâ-yı Millîye’nin (Zeybeklerin) Tasfiyesi ve Bu Yönde Afyon’daki Faaliyetler”, IV. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, 29-30 Eylül 1995, Afyon 1997, ss.119-123. 6. “Büyük Taarruza Dair Notlar”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon TV de konuşma, 1996. 7. “Ömer Fevzi Atabek”, Toplumsal Tarih, nr.41, Mayıs 1997, ss.56-61. 8. “İstibdat Devrinden 12 Mart’a Bir Ömür: Ömer Fevzi Atabek”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Organizasyonu, Afyon Ticaret Odasında Konferans, Afyonkarahisar 1997. 9. “Sandıklı Tarihine Bakış”, Toplumsal Tarih, nr.47, Kasım 1997, ss.46-54. 10. “Afyon İlçelerinin Basın Tarihi Üzerine Bir Araştırma”, Güneyde Kültür, nr.107, Ocak 1998, ss.12-18. 11. “Meşrutiyet ve Cumhuriyet Devirlerinde Afyon Basınının Kökleşmesi ve Etkisi”, Toplumsal Tarih, nr.52, Nisan 1998, ss.46-53. 12. “Türkçe İbadete Geçiş, Tepkiler ve Anadolu Basınındaki Yankıları”, Tarih ve Medeniyet, nr.49, Nisan 1998, ss.32-36. 13. “Aile Arşivleri, Şehir Tarihçiliği ve Kültürel Değeri”, Toplumsal Tarih, nr. 55, Temmuz 1998, ss. 51-55. 14. “Emirdağ’daki Aşiretlere Mahalli Bir Yaklaşım”, Tarih ve Toplum, nr. 176, Ağustos 1998, s. 63-64. 15. “Milli Mücadele’de Cephe Hududu Olarak Şuhud’daki Faaliyetler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., C. XIV, İzmir 1999, ss. 79-100. 16. “Afyonkarahisarın Kadınanaları”, Tarih ve Toplum, nr. 183, Mart 1999, ss. 66-69. 17. “Dr. Mehmet Saadettin Aygen’in Afyon Kültür Hayatına Katkıları”, V. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri 13-14 Nisan 2000, Afyonkarahisar, ss. 509-517. 18. “Nejdet Sançar ve Mehmet Saadettin Aygen’i Anlayabilmek”, Ural-Altay Kültür, İnsan Hakları Ve Dayanışma Derneği, konferansı, İzmir 2000. 19. “Bursa Erkek Liseli Bir Sima: Dr. Aygen”, I. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu (4-6 Nisan 2002), Uludağ Üniversitesi yay., C. II, Bursa 2002, ss. 769-774. 20. “Uludağ’ın İsim Babası”, Tarih ve Düşünce, 2002. 21. “Ömer Abuşoğlu’nun Ölümü”, Ege Manşet, 2007.
29.12.2014
50
A+
A-

Ürün sektörel olduğunda, endüstriyel açıdan yaklaşılıp hemen gelir-gider hesapları yapılır. Hesapsız her adım hoş olmayan, olumsuz mutlak sonuca doğru engellenemeyen yuvarlanmaya sebep olur. Gelir ufukta yavaşça görüldüğünde işletmecinin maddi duyguları, hisleri tam tersi hızlı bir şekilde harekete geçer. Duygusal bocalama ile başlayan hareketlenme gecikmeksizin eyleme dönüşüverir. Burada yapılacak herhangi bir duraksamanın, negatif kazanç anlamında telafisi mümkün olmaz. Yükü artar, nimeti azalır.

Sinemanın her şeyden evvel iktisadi bir işletme olduğu gerçeğinden hareketle geliri yola çıkmadan hesaplamasından daha doğal bir şey olamaz. Yanılma payları da dikkate alınır. Gelirin kazanca dönüşmesinde işin her merhalesinde mantıklı adımlar atılması gerekmektedir. Ticari işletmeler uzun yollarda hafife almayı, boş vermeyi, umursamazlığı dolayısıyla hatalı sollamayı asla af etmez.

Bu tür yazılarda gişe gelirinden söz edebiliriz. Hasılat olarak da tanımlanan bu gelirin beklenen düzeyde olabilmesi için hedef kitlenin sinema salonuna gelmesi, gelmeye hazırlanması gerekir. Modern yaklaşımda ihtiyacı ortaya çıkardıktan sonra, onu karşılamak oldukça kazançlı olmaktadır. Daha doğrusu kazancın külfetini ve nimetini üreten belirlemektedir. Hizmet sektörü olarak da ifade edilen sinemanın, izleyiciye ulaşmasında farklı kanallar bulunmaktadır. Bundan sonrasında ürünün her bakımdan kaliteli olması daha da ilerilerde yeni yeni hareketlenmelere sebep olmaktadır.

Hedef kitlenin çok uzun zamandan beridir ekran karşısına kilitlendiği, daha sonra internetin ve digital bağımlılıkların kilidi zorladığı bir gerçekse de teknik cihetinden gelişen dizi çekimleri, dizilerin bolluğu çoğunluğu alıp götürmeye yetmemiştir. Türk toplumunun büyük bir kesimi hala ekranın karşısında kendisine ihtiyacıymış gibi takdim edilip durulan seri yayınların ve tekrarların bombardımanına muhatap durumundadır. Bombardıman karşılıklı olarak bir alışkanlığa dönüşünce beyinlerin yeni bir şeyler düşünmesine, sınırları zorlamasına gerek kalmaz. Faaliyetin dolayısıyla kazancın seriye bağlanması kaliteyi düşürse de sonuç değişmemektedir.

Diziler üzerine yürütülecek muhtemel akademik bir çalışmada, bazı karakterlere başlangıçta hiç de ihtimal verilmeyecek derecede ilgi duyulabildiği gerek magazin haberlerinden, gerekse çevremizdeki tepkilerden anlaşılmaktadır. Yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu açısından dizideki mesainin yoğunluğu, hayattaki çizgi ile rolün birbirine dolanmasına yol açmaktadır. Bunun içinde magazin programları yine izleyiciye servis edilmektedir. Böylelikle hem hedef kitle farklı bir sınıra yönelmemekte, hem de üreteci yan dallarda programların ve programcıların tecrübe kazanmasını sağlamaktadır. Onlar için normal bir gelişim olarak ortaya çıkan bu durum kısır bir döngü ortaya çıkarmakta yarına, yeni iklimlere açılımı engellemektedir.

Reytingin yukarılarda kalması farklı faktörlerle bağlantılı olabilmektedir. Çünkü aradan çok fazla bir zaman geçmeden aynı ilginin kalmadığı da görülmektedir. Bu yüzden herhangi bir çaba ortaya koymaksızın beliriveren ilgiye, hemen perde alternatifinin düşünülmesi doğrudan işletmeciliğin enerji tasarrufu, kazanım fazlalığı düşüncesidir. Reklam için fazla bir bütçe ayırmasına gerek kalmamaktadır. İlgiyi tetikleyecek küçük hamleler arzulanan hedefin kolayca gerçekleşmesini sağlayacaktır. İzleyicinin önüne kabule hazır bir hizmetin sunulması, yanındayız mesajını da anında hedefine yapıştırmaktadır.

Türk milleti bir kahramanına, bir sevdiğine, bir de art niyet taşımayan saf insanına gönülden bağlıdır. Onları gıpta etmiş, koruyup kollamıştır. Askerlik, siyaset, iktisat, sosyal, medyatik sahalar bunun örnekleriyle doludur. Muhabbetini hep göstermiştir. Ancak gözden ırak olan, gönülden de ırak olur misali, olsun da gözünün önünde olsun. Fakirin merkebi hep gözünün önündedir. Zira varı yoğu ondan ibarettir. Onun için her şey demektir.

Dizilerin bir kısmının eser olarak yıllarca, hatta onlarca yıl öncesine ait olmasına karşın içeriğini bugüne yansımışsa, çekimi ve yayını da oldukça uzun soluklu devam edip gitmektedir. İşletmeciler sıkılıp ya da başka sebepten yayını durdurup başka konulara yelken açtıklarında rüzgarın esmediğini görünce önce “yeniden” eklemesiyle, ardından eki kaldırarak işletim yanlışından dönmeye çalışmakta ve çoğunlukla da başarılı olmaktadırlar.

Geriye döndüklerinde elbette yeni karakterler de kervana dahil olmakta bunlardan bazılarının bileti yenilenmekte, bazılarının ki ara istasyonlarda aniden sona ermektedir. Bilindiği üzere ayrılıklar yeni birlikteliklere zemin hazırlamaktadır.

Bir kısmı da vasıta değiştirerek dizi kervanından sinema kervanına geçmekte, bu da gelişimde tavan yapmış olan film sektörüne, orada iş peşinde olanlara yeni yeni fırsatlar sunarak, beklenmedik açılımlara sebep olmaktadır. Yani kervan hareket ettikten sonra hedefine doğru ilerlerken, sonradan kendisine iştirak edenlerin katkısına göre önceden hesap edilenden çok daha uzaklara ya da yönlere fark etmeden kayıp gidecektir. Ancak bunun ticari bir faaliyet olduğu işletme tarafından zaten dikkate alınmakta olduğundan ticarette kar ve zararın bir arada olduğu hep göz önünde tutulmaktadır. Onun için hamlelerde zaman zaman bazı tereddütlerin yaşanması da doğal karşılamaktadır.

  1. Yüzyılı kasıp kavuran, bireyleri insanlığından utandıran ideolojilerin kavgası sanki hiç meydana gelmemiş gibi, kapitalizm karşıtlığının entelektüelliğinin mücadelesiz, aylak, işi gücü olmayan hatta köylü saflığı ile gayet iyi yürütülebileceğinin işareti olarak izleyiciden ilgi görmesi, işletmeciyi harekete geçirmeye yetmiştir.

Köylünün meşgalesi hayvancılık, koyun, keçi, sığır, deve ile oldukça zorlu yaşam tarzının üzerine oturmuştur. Onun tarzında mandıra bir sonraki ayıklama ve üretim merkezidir. Toplumun beslenmesinde mühim tesisler arasındadır. Aylak, tembel, çalışmayan insanın ayakta kalma şansı bulunmamaktadır.

Filozof ise zaten Türk kültüründe hiç yer almaz. Yer almaması onun önemsiz, gereksiz olduğu, bundan sonra da yer almayacağı fikri uyandırmamalıdır. Düşünce çatışması ve ikilemin içinde ağzından çıkanla, sistemin çatışması yerine doğrudan canını dişine takarak bıkıp-usanmadan çalışmaya, üretmeye, yeniden tekrar tekrar dener sonrada yazgısına razı olur.

Modernleşmenin insanı yalnızlaştırması bir sır olmayıp, üzerinde pek çok şey söylenmiş muhtemelen bundan sonra da söylenmeye devam edilecektir. Yalnızlığını kapatma yönünde geleneksel bir şekildeki desteklerinden uzaklaştığında neşesini de, üzüntüsünü de sanal ortamlarda bulma gayreti içine girmektedir.

Birey, bireycilik peşinde koşarken özünü yitirmekte bunu fark ettiğinde de iş işten geçmekte “nerde o eski…” gibi avunmalarla kara toprağa nakil zamanını beklemeye başlamakta ve çoğunlukla da yapabileceği katkıların farkına bile varamamaktadır.

Mücadele içine girdiğinde bile çizilen sınırların içinde, sınırı bizzat çizenlerin ekmeğine bal-kaymak sürerek, onların maddi güçlerini daha da artırarak, kervanın istikametini sanki belirleyici durumdaymış zannederek enerjisini yitirmektedir. Hele mücadelenin hedefine sermaye yerleşmişse, faaliyetler daha da bayağılaşmakta, bireyin karakteri iyice zaafa uğramaktadır. Karşıdakinin hakkını düşünen, acıklı bir hale düşecek diye algılanmaktadır.

Bundan sonrasında birey çevreden ayrılmakta, doğadan uzaklaşmakta gerçekte kendisine tamamen yabancılaşmaktadır. Aylaklığı cazip hale getirerek güldürüp, toplumsal realiteyi perdeye aktarmak ne derece pragmatiktir? İşletme açısından yaklaştığımızda o an önemli olduğuna göre bu soru son derece gereksizdir. Film neden çekilmekte vizyona sokulmaktadır? Bu bir meslektir. Mesleğin de kazanımı somut olarak görülmelidir.

Doğa ve doğa sevgisinin aylaklıkla ortaya konulamayacağı, mutlak bir şekilde bireyin tek başına bile kalsa çalışma yaparak zinde kalabileceğini, unutkanlığa vakit kalmaması için meşguliyet içinde bulunmasını göstermek en azında görsel algılama sahibi olanlardan bir kısmı fark edecek ve bir farkındalık ortaya çıkacaktır.

Sinema sektörünün de bu topraklar üzerinde yaşayan insanlardan mürekkep olduğunu da unutmamamız lazım. Zira kazanç kervanı hangi istikametten gelip hangi istikamete doğru gidiyorsa o tarafa dahil olanların daha fazla olması kadar doğal bir şey yoktur. Hep kazananlardan olmak yani yanılmamak veya yanlış yapmamak insana özgü bir şey değildir. İnsana acaba kim bu kadar hükmedebilir bunun cevabını bulmak için sadece adı geçen sektöre değil ayağa kalkmadan, gözümüzün gördüğü yere bakmak kanaatimce yeterli olacaktır.

Bayağı, satıhta ve sıradan gelen meblağların miktarı yüksek görünse de hem kalıcı, hem de bereketli olmamıştır. Öyle sanıyorum ki bundan sonra da olmayacaktır.

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Başkanı

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.