DOLAR 7,8400
EURO 9,4672
ALTIN 458,90
BIST 1.323
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 10°C
Çok Bulutlu
Afyon
10°C
Çok Bulutlu
Per 11°C
Cum 11°C
Cts 12°C
Paz 11°C
YAZARLAR TÜMÜ

“Enflasyon yüzde 3’te tutulmalı”

Reklam
06.12.2014
68
A+
A-

“2023 Yılında Türkiye Ekonomisi: Yol Nereye” başlıklı bir panelde konuşan eski Merkez Bankası Başkanlarından Gazi Erçel, Türkiye’nin daha fazla büyümesi için enflasyonu yüzde 3 seviyelerinde tutmasının gerektiğini söyledi.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) ile Sinerji Medya Yayıncılığa bağlı Kurtuluş Gazetesi ve Konrad-Adenauer-Stiftung Derneği işbirliğinde 5 Aralık 2014 tarihinde “2023 Yılında Türkiye Ekonomisi: Yol Nereye” başlıklı bir panel düzenlendi. AKÜ Güzel Sanatlar Fakültesi İbrahim Küçükkurt çok amaçlı salonunda düzenlenen panelin açılış konuşmasını yapan Lider Medya Grubu Başkanı Halil İbrahim Kocaerkek, Lider Medya Grubu olarak Konrad-Adenauer-Stiftung Derneği ile birlikte organizasyonlar düzenlediklerini belirterek, “Afyonkarahisar’a ve Afyonkarahisar’ın göz bebeği üniversitemizde eğitim gören öğrencilerimizle hayat tecrübesi ve piyasa tecrübesi olan, mesleğinin enlerinde insanları bir araya getirerek öğrencilerimizin bilgilerini ve birikimlerini artırmayı amaçlıyoruz” dedi.

“DÜNYANIN ÜRETİM VE TÜKETİM MERKEZİ DOĞUYA KAYDI”

Açılış konuşmalarının ardından AKÜ İİBF öğretim elemanı Dr. Murat Tiryakioğlu moderatörlüğünde yürütülen panel başladı. Panelde ilk sözü Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kerim Alkin aldı. Alkin konuşmasında, Çin ve Asya’nın dünya ekonomisinde yeniden ayağa kalkarak iddialarını artırmaya başladıklarını söyledi. Alkin, “Sömürgecilik hareketinin önemli yükseliş gösterdiği 19. yüzyılın başlarına kadar Asya’nın etkinliğini önemli ölçüde kaybettiğini görürüz. 1978’de Asya’nın dünya ekonomisindeki ağırlığı yüzde 16-18’lere düşmüştür. Soğuk savaşın bitmesi ile birlikte 1990’lı yıllardan itibaren giderek hızlanan ve dünyanın batısından doğusuna doğru üretim ve tüketim merkezinin dünyanın doğusuna doğru kaydığı bir süreç var” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE ETKİN ROL İÇİN ARAYIŞ İÇİNDE”

Türkiye’nin de bu süreçte daha etkin rol alması için bir arayış içerisinde olduğunu da anlatan Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kerim Alkin şunları söyledi: “3. dünya olarak adlandırılan grup sömürgecilik hareketi, henüz daha etkinliğini hissettirmemişken dünya imalat sanayinde yüzde 73 gibi ciddi bir ağırlığa sahipti. O yüzden aslında nehir kendi mecrasına geri dönüyor demek mümkün. Avrupa dünya mal ve hizmet üretiminde 1750’de yüzde 23,2’lik bir ağırlığa sahipti. ABD daha ortada yok. ABD’de Konfederasyon Anlaşması 1774’lerde gerçekleşiyor ki, bu nedenle oranın yerli ahalisi var. Bering Boğazı açılmadan evvel Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden oraya göç ettikleri düşünülen, bu nedenle de bir nevi Türklerin DNA kökeninden olduğu varsayılan ve kovboy filmlerindeki Kızılderili olarak adlandırılan insanların ağırlıklı olduğu bir dönemden bahsediyoruz. O yüzden dünya ekonomisinde hiçbir ağırlığı yok. Burada çarpıcı olan 1750 Sanayi Devrimi’nin başlamasından sonra ABD, yaklaşık sadece 150 yıllık bir dönem içerisinde fırsatları çağıran bir coğrafi alan olarak dünya imalat sanayindeki ağırlığını 0,1’den bir anda 23,6’ya çıkarıyor. ABD dünya mal ve hizmet üretiminde belli bir ağırlığı sürdürme gayreti içerisindeyse şimdilik Çin’in önünde dünyadaki en büyük gayri safi yurt içi hasılayı yaklaşık 17 trilyon dolar civarında üretiyorsa bunların hiçbiri iki günde olan şeyler değildir. 1900’lerin başında ABD’nin dünya mal ve hizmet üretimindeki payı 23,6’ya çıktığında, Avrupa 150 yıl içinde Sanayi Devrimi ile birlikte dünya mal ve hizmet üretiminde yani imalat sanayindeki üretiminde payını yüzde 62’ye çıkardığında, Çin, Hindistan ve Pakistan’ın da de içinde yer aldığı üçüncü dünyanın imalat sanayinde ağırlıklarını ne kadar ciddi oranda kaybettiklerini görüyoruz. Bunu yeniden geri almaya yönelik bir mücadelenin varlığından söz etmek gerekiyor.” Çin Merkez Bankası’nın 3 trilyon dolarlık rezervi ile dünyada ekonomik olarak önemli bir güç olduğuna işaret eren Alkin, şöyle devam etti: “Dolayısıyla Çin, Merkez Bankası rezervine 3 trilyon dolar koymuş bir ekonomi olarak üretimde becerisi itibariyle bugünlere gelişi boşu boşuna değildir. 3 trilyon dolarlık bir rezerv büyüklüğü Çin ile baş etmeyi de giderek zorlaştırıyor. ABD veya başka ülkeler, Çin’in kur politikasını veya ekonomi politikalarına, tercihlerine laf ettiklerinde Çin dikkate almıyor. Bizim Merkez Bankası’nın rezervi aşağı yukarı 5-6 mermi atabilen revolver marka bir silah kadar. Dolayısıyla her mermiyi dikkatli kullanmak gerekiyor. Merkez Bankaları sürecin yarısını itibarla yönetirler. Çin Merkez Bankası’nın büyüklüğü ise Rambo’nun filmlerinde kullanılan ağır makineli tüfeğe benzer ki çok fazla zarar verilemez. Merkez Bankası rezervi önemli bir güçtür.”

“BÜYÜMENİN TEMEL FORMÜLÜ ENFLASYONU DÜŞÜK TUTMAKTIR”

Panelin bir diğer konuşmacısı Merkez Bankası eski Başkanı Gazi Erçel ise 2023 yılına giderken tutturulması gereken en önemli kıstasın büyümenin ne olacağı konusu olduğunu belirterek “Hatta potansiyel büyüme oranının ne olacağına bakılması gerekiyor. Bir gerçekleşen büyüme oranı olduğu gibi bir de o ülkenin büyümenin oranının dışında potansiyel bir büyüme oranı vardır. Mesela bu Türkiye için 6’dır. Bunu sizin mevcut potansiyelinizi özellikle insan gücünüzü, özellikle toplam faktör verimliliğini artırarak bunu 6’ya kadar çıkartabilirsiniz. O çıkarımı yapmak son derece de önemlidir” dedi. Erçel, büyüme oranlarının potansiyel büyüme oranlarına göre ölçülmesi gerekli olduğunu kaydederek şunları söyledi: “Bu konuda Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) bir çalışmasında gelişmekte olan piyasalara yönelik olarak bu ülkelerin büyümeleri ne olur diye araştırmıştır. 1990’larda 3,25 büyüme oranı var. 2000-2012 arasında ise bu rakam bir puan artışla 4,25 olmuş. Bu artıştaki en büyük faktör toplam faktör verimliği yani işgücünün verimliliğinin artışı vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Raporda 2013-2017 senelerinde ise bize benzer ülkelerin büyüme oranları 3,5’e düşecek denilmiş. 90’lı yılların seviyesine götürüyor. Türkiye’de ortalama 4,5 iken beklenen büyüme 2,5 ile 5 arasıdır. Raporda Türkiye’de büyümeyi kısıtlayan faktörler yapısal değil devreseldir. Dışarıdan para gelmemesi ya da petrol fiyatlarının artması gibi faktörlerdir. Türkiye’de her yıl işgücü piyasasına giren 16 ila 64 arasına giren net bir milyon kişi var. Bunlara iş bulmanız gerekiyor ki büyüme bunun için lazım. Büyüme en önemli şartı enflasyonu düşük düzeyde tutmaktır. Benim inandığım düşük düzey yüzde 3’tür. Bunun için programların buna göre yapılması, siyasilerin buna inanması ve toplumun kabul etmesi lazımdır. 3’e indirdiğiniz ve büyümeye doğru bir takım önlemler aldığınız zaman oraya ulaşabilirsiniz.”>>>>Gazete3

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.