DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
ALTIN 449,83
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 10°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
10°C
Parçalı Bulutlu
Pts 10°C
Sal 8°C
Çar 10°C
Per 11°C
YAZARLAR TÜMÜ

En büyük eksikliğimiz okumamak…

Reklam

Öğretmenler gününü kutladığımız bugünde ilimizin güzide okullarından Gedik Ahmet Paşa İlköğretim okulunda görev yapan öğretmenlerimiz ile Afyonprestij.com okurlarına özel röportaj hazırladık.

Öğretmenlerimizin günümüzde mesleki olarak yaşadıkları sıkıntıları ve öğretmenlik yaşantıları boyunca edindikleri tecrübelerini ve anılarını sorduk.

İşte İlk röportaj konuğumuz olan Gedik Ahmet Paşa İlköğretim Okulu 2/B sınıfı öğretmeni Gürsel Yıldırım.

Nazlı Gölcük: Neden bu mesleği tercih ettiniz?

Gürsel Yıldırım: İlçenin uzak bir köyünde doğmuş bir insanım. Ve köyde de örnek alınabilecek insan olarak öğretmenimi gördüm. Öğretmenimiz beni çok severdi. Bende öğretmenimi çok severim o bana rol model oldu. Bu yüzden öğretmenliği seçtim. Bende küçükken onun gibi olmak isterdim.

Onun her şeyi bildiğine inanırdım. Dünyayı değiştirebileceğine inanırdım. Böyle çocukça saf duygularla… ama gerçekten de bu yönde çalışılırsa tabii ki olunabilir. Bende o yüzden öğretmen olmaya karar verdim ve öğretmen oldum. Genelde köy çocuklarında da kırsal kesimde de çocukların en çok karşılaştığı meslek grubu öğretmendir. Çocuklarda küçüklükten itibaren öğretmenleriyle yüz yüze geldiği için öğretmenler genelde çocuklar için bir rol modeldir. Çocuklar genelde ilk başta öğretmen olmak isterler. Daha sonra okul hayatlarının süresine bağlı ve okul hayatlarının kalitesine bağlı olarak değişebilir.

Nazlı Gölcük: Bu mesleği diğerlerinden ayıran nedir?

Gürsel Yıldırım: Bu mesleği diğer mesleklerden ayıran, mesela herhangi bir mesleğiniz var. Devlet memurusun veya serbest meslek sahibisiniz. Günlük olarak işyerine gelir gidersiniz. Günlük olarak işyerine gelip gittiğiniz zaman sadece monoton bir iş hayatına sahipsinizdir. Esnafsanız işte müşteriler gelir gider onlarla çok duygusal bir ilişkiniz olmaz. Ama öğrencilerle her gün öğrenciler geldiğinde sene başından itibaren birinci sınıflara başladıkları günden itibaren onlarla anne-baba, kardeş gibi onlara liderlik yapan biri gibi duygusal bir bağ oluşur. Bir yakınlık oluşur. Zaten bunu size çocuklar net olarak gösterir. Dolayısıyla Öğretmenlik mesleğini diğer mesleklerden ayıran en önemli faktör budur. Çocuğun sizi gördüğü zaman annesini, babasını görmüş kadar sevinmesi çocuğun bir problemi olduğunda size gelip bunu anlattığında rahatlaması çocuğun işte okumaya yazmaya geçtikten sonra bunu öğretmenim sizin sayenizde öğrendim diye bunu size hissettirmesi çok farklı bir duygu.

Nazlı Gölcük: Hangi okullarda eğitim gördünüz?

Gürsel Yıldırım: Ben ilkokula Banaz köyünde başladım. Ortaokulu ve liseyi Banaz ilçe merkezindeki Banaz Lisesi ortaokulu ve Banaz Lisesi’nde bitirdim. Trakya Üniversitesi Çanakkale Eğitim Yüksek Okulunda dört yıllık olarak bitirdim.

Nazlı Gölcük İlk Görev Yeriniz?

Gürsel Yıldırım: İlk Görev yerim. Ordu’nun Akkuş ilçesi Dağyolu Köyü Pazaryeri Mahallesi İlköğretim Okulunda yaptım.

Nazlı Gölcük: Kaç okulda eğitim verdiniz?

Gürsel Yıldırım: Bu benim 11. Okulum ben çok sık okul değiştirdim. Çok sık okul değiştirmemim nedeni o okulları beğenmemem veya o okullara uyum sağlayamam ya da o okullardan mecbur olarak tayinimin çıkması olayı değil, İlk görev yerim Ordu 2. görev yerim Çorum. Eşimde öğretmen olduğu için en son nerede birleşebiliriz diye planlama ile geçti tayinlerimiz.

DSC_0092Nazlı Gölcük: Meslek konusunda nasıl sıkıntılar yaşadınız?

Gürsel Yıldırım: Meslek konusunda kendimizle ilgili değil sıkıntılarımız. Öğrencilerimizle ilgili sıkıntılarımız oluyor. Öğrencilerimizin sıkıntıları bizim sıkıntılarımız işte öğrencimizin maddi sıkıntısı bizi de etkiliyor. Öğrencimizin aile durumunun sıkıntısı bizi de etkiliyor. Öğrencimizin ve okulumuzun değişik sıkıntıları bize sürekli yansır çünkü biz bununla iç içeyiz. Örneğin okulun fiziki ortamı ne kadar iyi olursa bize olumlu anlamda yansır. Okulumuzun fiziki ortamında bulunan eksiklikler öğrencimize ve bize olumsuz anlamda yansır.

Nazlı Gölcük: Bu mesleğin eksikleri ve getirileri nelerdir?

Gürsel Yıldırım: Bu mesleğin en büyük getirisi insanlara yön veriyorsunuz. İnsanlara hiç bilmedikleri halde onlara yeni bilgiler öğretiyorsunuz. Onlara aslında bir ufuk açıyorsunuz. Bu en büyük artısı. Ekonomik olarak bir getirisinin olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Ama yakınmıyorum da o anlamda herhangi bir şey söyleyemem. Götürüsü tabi ki var. Eğer işinize sıkı sıkı sarılırsanız fiziki olarak çok yıpratıyor, beyin olarak çok yıpratıyor. Çok fazla yoruyor çünkü çok fazla haşır neşir oluyorsunuz. Eve yorgun argın dönüyorsunuz ama mutlu dönüyorsunuz. Her gün bir şeyleri öğretmenin hazzı ile dönüyorsunuz. Yıllar içerisinde gerçekten yıprandığınızı hissediyorsunuz, çünkü sürekli aynı sorunlarla uğraşıyorsunuz. Sürekli aynı sorunlarla uğraşmak insana belli bir zamandan sonra bunların aşılamadığını gördüğünüz zaman yılgınlık hissi veriyor. En büyük götürüsü de bu.

Nazlı Gölcük: Öğretmenlerin tabi oldukları kurallar nelerdir?

Gürsel Yıldırım: Öğretmenler 657 sayılı devlet memurudur en başta. 657 sayılı devlet memurları kanununda belirtilen hususlar öğretmenleri bağlamaktadır. Bunun dışında tabi ki öğretmenlerin çalıştığı kurumlar okullar okulların bütün var olan kuralları öğretmenleri bağlar. Öğrencilere çizilen ufuk doğrultusunda öğretmenler kendilerine kurallar oluşturur. Yani bunun en başta gelen kuralda çok çalışmak ve ilgilenmek. Çünkü biz ilkokuldayız çocuklar küçük olduğu için biz ilgilenmek zorundayız. Örneğin; tuvalete gidecek öğrencinin bile eteğinin düğmesini açmakta bize düşüyor.

Nazlı Gölcük: Öğretmenler kendilerini sürekli geliştirmek zorunda mı?

Gürsel Yıldırım: Öğretmenler kendilerini sürekli geliştirmek zorundalar. Öğretmenlerimizdeki en büyük eksiklerden biri okumama eksikliği, buna zaman bulamadığımızı söylüyoruz. Ben kendimi de dahil ederek söylüyorum. Zaman oluşturmalıyız okumalıyız. Okuyan insan hangi gruptan olursa olsun sürekli kendisini yeniler. En büyük eksiklik olarak bunu görüyorum.

Nazlı Gölcük: Mesleğiniz ailenize ve çevrenize nasıl yansıyor?

Gürsel Yıldırım: Çocuklarımdan örnek vereyim. Biz okuldaki kuralları âdeta evimiz de okulmuş gibi davranıyoruz. Bazen ve çocuklarımıza uygulamaya kalkıyoruz. Bazen bunun sıkıntılarını da yaşıyoruz hep beraber. Ben bir örnekle aktarayım. Oğlum şu anda lise 1’e gidiyor. Bundan üç dört sene önceydi çocuk evin içinde gezerken ‘otur oğlum yerine sus’ demişim. Yani bu kadar içinde yaşıyoruz biz, çünkü eşimde öğretmen aynı tavırları bazen onun gösterdiğine de şahit oluyoruz.

Nazlı Gölcük: Türkiye’de eğitim ve öğretime dair yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?

Gürsel Yıldırım: Türkiye’de eğitim ve öğretime dair çok çok sıkıntı var. Sürekli program değişmesi sürekli okulların süresinin değişmesi eğitimin en büyük sıkıntılarından birisi. Ama okulların fiziki ortamında bu sıkıntılarda dahil edilebilir. Kitaplar sürekli değişiyor. Çocukların eskiden biz, bir öncekilerin kitaplarını kullanırdık. Şuan bir öncekilerin kitaplarını kullanma olayı diye bir olay yok. Sürekli değiştirildiği söyleniyor. Sürekli değiştirildikçe de içeriği zayıflıyor.

Nazlı Gölcük: Bize biraz öğrencilik yıllarınızdan bahseder misiniz?

DSC_0134

Gürsel Yıldırım: Benim öğrencilik yıllarım başarılı bir öğrenciydim öncelikle bunu söyleyeyim. Gerçi bu konuda kime sorsanız herkes başarılı bir öğrenciydim der. Bizim de kendi çapımızda başarılı bir öğrenciliğimiz oldu. Çünkü ben ilkokuldan sonra anne ve babadan ayrı yurtta orta lise hatta üniversite eğitimimi de aynı şekilde üniversite eğitimi herkes için aynı şekilde anneden babadan ayrı memleketinden uzak. Özellikle ortaokul ve lise benim anneden babadan ayrı yurtta kendi başımıza, kendi başımızın çaresine baktık. Hem yurttaki işlerimizle, çamaşır yıkamak, bulaşık yıkamak, yemekleri hazırlamak, gerektiğinde sobayı yakmak, artı okul derslerini zamanında yapmak yetiştirmek. O zaman sınıfta kalma vardı. Hiçbir şekilde sınıfta kalmadan genellikle teşekkürle arada da taktirle eğitim hayatımı tamamladım.

Nazlı Gölcük: Sizce gelecekte öğretmenlik nasıl olacak?

Gürsel Yıldırım: Bence gelecekte öğretmenlik inşallah daha iyi olur. Karamsar olmak istemiyoruz öğrencilerin seviyeleri arttıkça öğretmenliğin daha iyi olacağını düşünüyorum. Okulların fiziki ortamlarının daha da iyileştirildikçe öğretmenliğin daha iyi ve daha da gelişeceğini düşünüyorum.

Nazlı Gölcük: Öğretmenlerin meslek hastalıkları var mı?

Gürsel Yıldırım: Evet Vardır. Genellikle fiziki olarak sesin kısılması, hemen hemen her öğretmende rastlanır. Bununla ilgili küçük bir anımı anlatayım. Okullar yeni kapanmıştı. Ben İzmir’e gitmiştim göreve yeni başladığım yıllarda sesim kısılmıştı doktora gittim, ilk cümlemde “İyi günler doktor bey” dediğimde bana direkt olarak siz öğretmen misiniz? demişti.

Nazlı Gölcük: Eğer yeniden bir tercih hakkınız olsaydı bu mesleği tercih eder miydiniz?

Gürsel Yıldırım: Yeniden bir tercih hakkım olsa yine öğretmenliği tercih ederim. Ama şuanda bizim okuduğumuz dönemki şartlarla bu dönemki şartlar daha farklı olduğu için, daha yeni meslekler tercih edebilirim.

Nazlı Gölcük: Başka Bir meslek tercih etseydiniz bu ne olurdu?

Gürsel Yıldırım: Hukuk olurdu. O zaman ki şartlar bizim için öğretmen olmaya daha müsaitti. Şuan öğretmen olduğum için memnunum bunu öğretmenlikten memnun olmadığım için söylemiyorum. Ama şuanda öğrencilerin okul hayatı çevre hayatı daha farklı, kaynaklar daha farklı, imkânlar daha belirgin ve daha çok. Bütün aileler çocuklarının eğitim öğretim hayatını en iyi şekilde tamamlaması için çalışıyor. Tabi kendi dönemimizde bazı şartlardan mahrumduk. Şartlar bugünkü kadar iyi değildi. Bundan dolayı yeni şartlar dâhilinde belki farklı bir meslek tercih edebilirdim ama öğretmenliği seçtiğim için mutsuz değilim.

Nazlı Gölcük: Çocukların sizinle sorunlarını paylaşmaları sizi mutlu ediyor mu?

Gürsel Yıldırım: Evet. Çocukların en büyük özelliklerinden biri olduğu anne babasıyla paylaşmadığı ve paylaşamayacağı sorunları öğretmeni ile paylaşır. Mesela öğrencimin biri geldi. Öğretmenim bizim çok borcumuz var, annem ve babam konuşurken duydum. Bizim çok borcumuz varmış onlar konuşurken duydum diye söyledi. Çocuklar gerçekten bize gelir ve hemen hemen her sorunlarını anlatırlar.

Nazlı Gölcük: “24 Kasım Öğretmenler Günü’’ size nasıl bir duygu katıyor?

Gürsel Yıldırım: 24 Kasım öğretmenler gününün kutlanması veya başka önemli günlerin kutlanması kişiler için olumlu bir durum. Yani Sevgililer gününün kutlanması, Anneler gününün kutlanması benim en çok değer verdiğim günlerin başında gelir. Ama diğer günlerin kutlanmasından herhangi bir rahatsızlığım yok. Diğer günlerde bir gün bile olsa o insanların hatırlanması, sorunlarının dile getirilmesi mutlaka olumlu olarak yansıyor. Bunun için bende gerek öğretmenler günü olsun, gerekse diğer günlerin kutlanmasına olumlu bakıyorum.

Nazlı Gölcük: Bilmediğimiz veya soramadığımız sizinle ilgili değinmek ve anlatmak istediğiniz şeyler var mı?

Gürsel Yıldırım: Ben genel olarak köylerde kırsal kesimlerde çalıştım. Mesela ilk görev yerim, doğudaki görev yerimdeki öğrencilerimi de insanları da unutmuyorum. İlkler başkadır denir ama bu ondan daha öte bir şey. Mesela Ocak’ta göreve başladım. O dönemde orada 1,5 metre kar vardı. Karadeniz bölgesi biraz dağınık bir yerleşim yeridir. 1,5 metre karın üzerinde 2-3 km uzaklıktan okula gelen öğrencilerimiz vardı. Mesela bu beni çok etkilemiştir. Çok duygulanmışımdır. Çocukların ayaklarında ayakkabıları yok, ayakkabıları yırtık. Aynı şekilde aileleri de beni çok etkilemiştir. Bir gün bile ülke gündeminde öne gelsin diye bu sorunlarını dile getirdiklerini protesto ettiklerini görmedim. Ülkemizin değişik bölgelerinde insanlar farklı şeyleri örnek göstererek protesto yapıyorlar. Ya da bunu dile getirmenin daha değişik yollarına başvuruyorlar. Karadeniz’deki bu insanların bu yaşam şartlarına rağmen, bu hava şartlarına, bu iklim şartlarına rağmen böyle bir yola başvurmamaları, bunlarla mücadele etmeleri beni çok etkilemiştir. Daha sonra oralara hiç gitmedim ancak bugün yine gitsem o duyguları yine yaşarım. İnsanların yaşadıkları sıkıntılardan hiçbir şikâyetleri yoktu. Devletten, Okuldan şikâyetçi değildi. Ve o kadar yağan kara rağmen çocuklar okullarını hiçbir gün aksatmadan gelirdi.

Afyonprestij.com ÖZEL

DSC_0121

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.