DOLAR 7,6683
EURO 8,9713
ALTIN 469,11
BIST 1.096
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Per 27°C
Cum 27°C
Cts 30°C
Paz 27°C

AİLE DEVLETİ

REKLAM ALANI
12.01.2015
28
A+
A-

Türk kültürü içinde ailenin ağırlığı her dönemde ifade edilmiş ve hissedilmiştir. Hatta toplumun bu en küçük biriminin devletin çekirdeği kabul edilmiş, onda beliren en küçük bir zaafın çok geçmeden en büyük siyasi organizasyona kadar sirayet ettiği sürekli olarak vurgulanmıştır. Türkistan’dan Atlas Okyanusu’na uzanan coğrafyada bunun nice örnekleri bulunmaktadır. İnanç cihetinden bakıldığında da yalan kavramına izin verilen nadir hususlardan birinin ailenin devamı olduğunu herkes bilmektedir.

Böylesine önemli olan bir müessesenin elbette tarafları, mensupları kadar toplum içinde herkese düşen görev ve sorumluluklar yanında getirdiği haklar ve yükümlülükler de bulunmaktadır. Saç ayağı misali herhangi birindeki küçük bir dengesizlik sonraki nesillerde de devam edecek olan zafiyetlerin kaynağını oluşturduğu kabul edilmektedir. Muhtemelen bu yüzden tarihimizdeki hanedanlar, batıda aynı isimle anılanlardan oldukça farklı bir şekilde aynı soydan, kandan benimsenmiştir.

Kırsal kesimden şehirlere dalgalar halinde meydana gelen göçler, yaylak-kışlak yaşam tarzını benimseyen yani durmaksızın çalışan ve birbirine itaat edercesine bağlı, aynı maddi kaynak ve güce sahip fertler yerine birbirinden bağımsız geliri olan insanların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Yoğunlaşan yaşam biçiminde giderlerdeki süreklilik, istikameti zorunlu hale getirmektedir. Gideri karşılayabilmek için gelir elde etmedeki şartlar, zamanla onun kaynağının ve yolunun berraklığını, ahlaklılığını da ortadan kaldırmıştır.

Aile, hemen herkes açısından sıcak bir konudur. Senaristinden, yönetmenine, yapımcısından izleyicisine kadar bu sıcak mevzunun atış menzilinde durmakta ve o yönden gelen esintilere kayıtsız kalamamaktadır.

Perdeye aktarılan birçok aile melodramı bulunmaktadır ki 1968 yılında Vesikalı Yarim çekimleri ile de dikkat çekmiştir. Filmde hem uzak, hem de yakın çekimler tercih edilmiştir. Teknik hususiyetlerden ziyade konusu da gündemden düşmeyen eser yönetmeninin seçkinlerinden birisi olarak hafızalardaki ve sinema tarihimizdeki yerini almıştır.

Trenin rötar yapması ya da raydan çıkması gibi evli, iki çocuk babası manav Halil’in gönlünde yalpalanma meydana gelmiş, aile ve yasak ilişkiyi birlikte götürme çabasında bir dönemler toplumda gerçek bir mücadelenin yaşandığı konuya parmak basıyor. O zamanlarda büyük statüsündekinin yaptığı yanlışın ceremesini çeken, hayatın sağa sola savurduğu nice nesilleri bugün ileri yaşlarda olanlar gayet iyi hatırlamaktadır.

Her şey bir eğlenmeye karar verilip, Beyoğlu’nda bir saza gitmeye karar verilmesi ile başlıyor. Belki de ileriye doğru atılarak görmezlikten gelinenler patlama noktasına ulaşmıştır. Dümenin kontrolden çıkması bazen çok küçük bir yanlıştan kaynaklanır, bazen de normalmiş gibi değerlendirilen bir anormallikten doğan körlükten. Mevcut aile sorumluluğu bir tarafa bırakılıp yeni karanlık bir aleme doğru yol almaya başlıyor.

Eğlenme zamanı tamamlanmasına karşın, çakır keyf olan kafa oturmaya devam ettiğinde kendisini bulan sağlıklı bir şey olmayacaktır. Çünkü buralar insanların anormal taleplerini, anormal şartlarda yerine getirmesini sağladıktan sonra onu soyup soğana çevirip, kontrolsüz sandala bindirip karanlık denizine bırakılıp bundan gelir elde edilen yerlerdir. Ancak biz bu hususa değil boşluğa atılan üzerinde değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Kadın ondan sigarasını yakmasını istediğinde, çakmağa uzanan el gerçekte kendisine atılan bir tokat haline dönüşmektedir. Ayrıca ailenin ortağı konumundaki esas kadından farklı konumdaki “boyalı ve kokulu” sıfatlarla tanıtılan eğlendiren, ilgilenen capcanlı görüntüsü ardında kendisinin değil başkaların sahibi olduğu insan türü kavramı, tereddütsüz arzuyu kamçılayacak, aileden uzaklaşmaya sebep olacaktır. Boya sektörel anlamda ruja, koku da parfüm adına dönüşecek, maddi kaynağın süreklilik arz edebilmesi için bataklıktan beslenen sivrisinek misali yaşamına belki de fark etmeden devam edip gidecektir.

Sıradan oldukça normal ve sakin  bir halde devam eden yaşamı değişmeye başlayacak ayrı dünyalara doğru kayma meydana gelir. Değişimler bazen zorunlu, bazen arzulu bazen de farkına varmaksızın gerçekleşir. Her ne sebeple olursa olsun bir bedeli olur. Tek başına fazla bir anlam ifade etmeyen bireye bir bedel düştüğünde ise bunu başlangıçta tasavvur edilemeyen pek çok insan da ödemek zorunda kalır. O yüzden kişinin özellikle sevdiklerine bir bedel ödemek zorunda bırakmaması aile yaşamının sağlıklı yürütmesine bağlıdır. Sevinç ve kederlerin paylaşılarak samimi bir çizgide yürüyen aileye zarar verebilecek bir güç bulunmamaktadır.

Ne olacak? Erkek olduğu nereden belli olacak? Gibi aslı astarı olmayan sanki topluma yön veren hususlar bunlar gibi öne çıkarılan hususlar, devlet yöneticilerinin hiç bir konuyu küçümsememesi kadar önemli bir meseledir. Eğlenmeye giderken ailenin payını da tüketmek aynı şekilde düşünülmelidir.

Karmaşanın, gürültünün, curcunanın, rezaletlerin içinde yani bulanık suda balık avlayanlar zaten ortamı da hazırlayanlardır. Ortam bulanıklaşmışsa balığın sersemleşmemesi de düşünülemez. Kıskaçın daraltılmasına bile gerek yoktur. Süreç artık onların lehine işlemektedir. Aleyhine olanları düşünecek olanın beyninde ise sakinlik, sükun, sıhhatli yaşam tarzı artık bir hayal aleminde yüzme şeklinde cereyan etmektedir. Bir çoğu başını kaldırıp “ne yaptım” deme şansı bulamayacak, o fırsatı yakalayanların defterine ömür boyu unutamayacakları ıstıraplar yazılacaktır.

Ailenin temelinde hak, hukuk, inanç yatmaktadır. Anormal şekilde kokulu ve boyalı bir kadına yönelme başladığında sıralanan kavramlardan sondakilerden başlayarak uzaklaşma gerçekleşir. İnancını yitiren, en azından bu hususta zafiyet göstermeye başlayan artık kalbini hak olmayana teslim etmeye başlamıştır. Zira ikinci kadın sanki erkeğin isteklerine daha fazla önem vermekte, onu değerlendirmekte görünmektedir. Ona artık geçek hüviyetinden uzaklaşarak, kısa isteklerin nesnesi konumuna gelmektedir. Bundan sonra da hüviyetini yitirecek olan erkektir. Dolayısıyla erkeğe bir şekilde bağlı olan ailesi tarifi imkansız bir yola düşer. Mücadele etme şansı da fazla yoktur. Mücadelesinde hakkı ve hukukunu korusa bile en sonunda inancını yitirir. Yani birey ve topluluk bir birine zıt kutuplardan başladığından, aynı şekilde zıt kutuplarda da hitama ererler.

Başlangıç itibariyle olumsuz pozisyonda olan da belki bir miktar müspete dönmeye başlasa da “denetleyici” kendisini bile denetleyememiş, denetleneni normal bir çizgiye çekebilmesi için istisnalardan birinin ortaya çıkması gerekmektedir.

Kabullenmek, daha da kötüye düşmemek için, hiçbir şey olmamış gibi geleneksel davranışlarını eşine gösterme gayreti içine girmesi terlik-yatak göstergeleri aile yaşamının simgesi olarak sunulur. Kazananı olmayan oyun aslında her iki kanat içinde kayıp sayılır.

İki ayrı kadın tiplemesinin aslında bir tek kimlikte toplanması ailenin iniş çıkışlarında, yükselişlere sebep olacağı ortadadır. Olumsuzluğun ve kötülüğün başlangıçta öne çıksa bile mücadeleyi kabullenen olumluluk ve iyilik mutlak surette kazanacaktır. Türk kültürünün temelinde zaten var olan, en azından vuruşarak çekilmek gerekmektedir. Vuruşabilmek için hazır ve hazırlıklı olmak lazımdır. Yoksa dışarıdan yönlendirmeler mandater idareden başka bir yere götürmeyecektir.

Olumsuz durumda bulunan kadının da bir gönlü olduğu, onun sevgi pınarından beslenebileceği, maddi karşılıktan ziyade sevgi cephesinden bir cevap verebileceği ve bunun istikrarlı olabileceği yönündeki menfi düşünceler gelip geçici olarak algılanmaktadır. Zira erkeği geleceği, kadını da geçmişi yönlendirir. Oralardan kurtulmaları sadece kendi çabaları ile gerçekleşmez. Başka hususlar ve şahıslar da aniden önlerine çıkar, zaten zayıf nabızlı olan hedefini yere yıkar.

Gönül işleri konusunda geleneklerin ıstıraba dönüşmesine gerçekçi tutum ve davranışlarla hamleler engelleyecektir. İşte o anda mücadele sırası başlangıçta önde gözüken tarafa geçer. Bundan böyle mantık ve gerçekçilik ciheti onda zuhur etmeye başlar. Zira talih başını kaldırma fırsatını vermiştir.

Bir kadın başka bir hemcinsine karşı hareket ettiğinde, hüviyetinden kaynaklanan zaafları ondan daha iyi bilen herhalde olamaz. Dolayısıyla mutlak sonucu da yine ondan daha iyi bilen olamayacaktır.

Avlanma zamanı sona ermiş de onun arkasındaki rakiplerle mücadeleye giriştiğinde karşısında bir insanın değil yenilgiyi asla kabullenmeyen, aşılamayacak yüce bir dağın karşısında şansının olmadığını fark etmekte gecikmeyecektir. Kazansa da artık zafer elde etmesi mümkün değildir.

“Aile ile baş edilmez” sözü çok geçmeden beyinden dile kadar uzanır. Kastedilen süzenli işleyen bir organizasyondur. Başlangıçta da ifade edildiği gibi en üst temsilcisi devlettir. Teslimiyet bayrağı çekilir. Aslında onun için de geçmişe dönmesi tam anlamıyla mağlubiyet olur. Mantık olarak onun için bu çok zor süreçtir.

Bu film ile orta halli bir ailenin yüceltilmesi de söz konusudur. Çünkü aile bir devlettir. Devletin yaşaması için her an baskına hazır olması sözün kısası mücadele yolunda hiçbir zaman yılmaması, yorulmaması, sadece dışarıdan değil kendi içinden de kaynaklanan problemlerin göz ardı edilmeksizin bilhassa geleneksel temellere dayanarak çözmesi mümkündür.

Türk kültürünün güçlü bir geleneğe dayandığı bu geleneklerin de çok müşkülatlı problemleri aşarak geldiği tarihen sabittir.  Sabit olan bir başka husus da devletin en küçük biriminin aile olduğudur. Tersten yaklaşıldığında aile devlettir. Devletini yitiren Türk çoğunlukla fazla geçmeden benliğini de yitirir.

Filmlerde bu hususun dikkate alınması, problemleri gerçekçi ve mantıklı bir şekilde ortaya koymak kadar çözümün de geleneklere dayanarak sunulması, sadece bizim değil tüm dünyanın özlemini de sona erdirecektir.

Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.