DOLAR 7,8469
EURO 9,4163
ALTIN 449,72
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 10°C
Çok Bulutlu
Afyon
10°C
Çok Bulutlu
Sal 8°C
Çar 10°C
Per 11°C
Cum 11°C
YAZARLAR TÜMÜ

Afyonkarahisar’da “İftar Soframızın Sağlığı Konferansı”

Reklam
11.07.2014
40
A+
A-

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, ilk transgenik ürün olan ve uzun raf ömürlü domatesin 1996’da piyasaya sürüldüğünü söyledi.

Ensar Vakfı Afyonkarahisar Şubesi tarafından Taş Medrese’de düzenlenen ”İftar Soframızın Sağlığı” konulu konferansta konuşan Solak, özellikle dünyada giderek yaygınlaşmaya başlayan genetiği değiştirilmiş organizmaların tüketilmesinin doğuracağı sonuçlarla ilgili bilgiler verdi.

Solak, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından insanların besin ihtiyacının giderilmesi amacıyla az mekandan çok mahsul elde edilmesinin amaçlandığı “Yeşil Devrim”in başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından genetiği değiştirilmiş organizmaların ortaya çıktığını belirtti.

İkinci Dünya Savaşından çıkan yaşlı ve yorgun dünya insanlarının besin ihtiyacını gidermek üzere az mekandan çok mahsul elde etmek için çok kimyasal kullanıldığını ifade eden Solak, şöyle devam etti:

”Çok haşerat ve nebatat öldürücü ilaçlar kullanılmış. Toprak çok hor kullanılmış. Yeterince dünyayı besleyecek ürün miktarına ulaşılamamış ve yeşil devrim hüsranla sonuçlanmıştır. Bunun yerini genetiği değiştirilmiş organizmalar, genetiği değiştirilmiş ürünler almıştır. Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan başka bir karakterin kazandırılması yoluyla elde edilen organizmalara genetiği değiştirilmiş organizma deniyor. Mesela bildiğimiz karpuz yuvarlak şekillidir ama Avrupa’ya gittiğinizde küp şeklinde 4 köşeli karpuzlar ya da sarı renkli pirinçler görebilirsiniz. Bir canlıdan diğerine gen aktarımı gen mühendisleri tarafından uygulanan işlemdir. Aktarılan gen önce bulunduğu canlıdan keserek çıkarılır sonra taşınır. Bu yolla organizmalara doğal süreçlerle edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılır.”

1990’lı yılların ortalarından başlayarak hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde tarımda ve hayvancılıkta biyoteknoloji uygulamalarına geçildiğini kaydeden Solak, şunları kaydetti:

”İlk transgenik ürün olan ve uzun raf ömürlü domates 1996’da piyasaya sürüldü. Bir ay dayanan domatesler üretildi. Domatesi takiben mısır ki şu anda dünyada ve ülkemizde mısırsız bir toplum yok. Bunların dışında ise pamuk, koza ve patates var. Patateste ise nişastası yükseltilmiş patates, gluteni yükseltilmiş buğday gibi ürünleri görmek mümkün. GDO uygulamalarının yapılma nedenine bakarsak, zararlılarla savaşmak için kullanılan kimyasal maddelerden uzaklaşmak, tarım ürünlerinin tadını ve görünümünü iyileştirmek, güncel olan organik ürünlerden vazgeçmemek, organik ürünleri korumak, toplama, taşıma ve depolamaya uygun açıdan ürünlerin niteliğini artırmak, ürünlerin besin değerini artırmaktır. Besin değerini, şeklini, yapısını, tadını ya da istediğimiz özelliği bitkide görmek. Olumsuz çevre koşullarına dayanıklı bitki elde etmek, ürünlerin güvenilirliğini artırmak, yağ, plastik ve ilaç maddeleri için yeni kaynaklar oluşturmak, daha az alandan daha çok ürün elde etmek, zarar görmüş tarım alanlarına uygun bitki çeşitlerini yetiştirmek, yeni ilaçlar, yeni aşılar geliştirmek de GDO uygulamalarının yapılma nedenleri içerisinde yer almaktadır.”

Genetik biliminin hastaların doğru ilacı olması gerektiği dozda tespit edebilmek için ‘farmogenetik’i geliştirdiğini anlatan Solak, Türkçe karşılığı kişiye özel ilaç tasarımı olan bölümün bir süre sonra AKÜ’de hizmet vermeye başlayacağını da vurguladı.

Farmogenetik’in önemine dikkat çeken Solak, sözlerini şöyle tamamladı:

”Üç hasta düşünelim. Üçünde de tanı aynı olsun. 3’üne de aynı reçeteyi verelim. Biri bir haftada, biri 15 günde, biri hiç iyileşmez. Tanı aynı, ilaç aynı ama hastalar aynı değil. Neyi aynı değil dersek, hücrelerin belirli bölgelerindeki farklılar nedeniyle hastalar aynı değildir. Buna biz kişiye özel ilaç tasarımı diyoruz. Eğer bu analiz yapılırsa ki AKÜ’de bunu başlatıyoruz, fazla ilaç tüketimine ihtiyaç olmayacak. Zamanında ve süresinde tedavi olacak. Böylece yan etkilerden de kurtulacak. İlaçların tümünün yan etkisi vardır. Ne kadar az ilaç kullanır ve ne kadar ilaç kullanmadan kendinizi sağlıklı tutarsanız en güzel yaşam tarzı budur. O nedenle genetikçiler son 10 yılda bunu da geliştirerek farmogenetiki ortaya çıkardılar ki bunun Türkçe karşılığı kişiye özel ilaç tasarımıdır. İlaç tasarımı şu anda en güncel, en güzel ve doğrudan insanın hizmetinde olan konulardan biridir.”

Afyonkarahisar'da "İftar Soframızın Sağlığı Konferansı" Afyonkarahisar'da "İftar Soframızın Sağlığı Konferansı"

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.