DOLAR 7,4126
EURO 9,0363
ALTIN 441,98
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 9°C
Çok Bulutlu
Afyon
9°C
Çok Bulutlu
Paz 7°C
Pts 8°C
Sal 9°C
Çar 4°C
YAZARLAR TÜMÜ

Adalet Mülkün Temelidir!.

11.01.2021
797
A+
A-
Hafta arasında, Berlin’deki Sans Soucci Sarayı’nın öyküsünü bu başlıkla nakletmiştim. Değirmenci Sans Soucci’nin tepede yel değirmeni, evi ve bahçesine el koyarak oraya yazlık sarayını yapmak isteyen İmparator’a “Sen İmparatorsun, kabul.. Ama Berlin’de de hakimler var” deyişi Bağımsız Yargı’nın sembolü olmuştu.. Atatürk, Berlin’de o sarayı ve tepesindeki değirmeni görünce, Cumhurbaşkanı olduğunda o emri vermişti işte..
Adalet mülkün, yani devletin, yani düzenin temelidir!.
“Yazarlarınızdan Prof. Nihat Hatipoğlu’nun yıllar önce Hürriyet’te çıkan “Ben Nuşirevan’dan daha adilim” başlıklı bir yazısı vardı” diye dikkatimi çekiyordu..
Hemen aradım.. Buldum.. Okudum ve Sayın Savcıma cevap mesajı attım..
“Yazıyı buldum. Harika.. Bu pazar yayınlıyorum.”
İşte Hatipoğlu Hocam’ın, “Adalet mülkün temelidir” diyen, dünyaca ünlü Adalet Anıtı Hazreti Ömer’den naklettiği öykü..
***
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam Valisi ve Hz. Peygamber’in arkadaşlarından olan Sad bin Ebi Vakkas Şam’daki bir camiyi genişletmek ister.
Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder.
Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.
Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır. Sızlanır. “Bana zulmedildi” der.
Müslüman vatandaş da kendisine, “Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer, son derece adildir, elbette seni dinler” der.
Şamlı Yahudi Medine’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. “İşte halife bu zattır” derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır.
Hz. Ömer adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar:
“Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”
Kısa ve özlü bir cümle. Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur:
“Şam’daki idarecilerin giyim, kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde. Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.”
Kendi kendine böyle konuşur. Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der.
Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır. “Medine’deki halifenin size mesajıdır” der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der:
“Arsanız size geri verilmiştir.”
Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememiştir. Merak ve dehşet içinde sorar.
“Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız?.”
Şam valisi Hz. Sad, “Bak” der, “Sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın..
İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydu. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı.
Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra da; “Gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder” dedi.
Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir tercüman krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, “Memleketinize dönün” dedi.
Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve “Burada bir hata var” dedi. “Gelin beraberce gidelim, bu defa ben size tercümanlık yapayım” diye teklifte bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.
Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.
Bir gün önceki tercümanı çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2’şer kese altın verdi, “Akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin dönersiniz” dedi. “Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın mutlaka” talimatını verdi.
Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.
Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. “Neler oluyor” dedik. Hancı şöyle dedi:
“Sizin develerinize el koyan kişiler Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir. Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, tercüman bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan çıkın, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız.”
Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, “Bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu, diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam ettirmiştir.” Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.
Hz. Ömer ise, çıktığı kapıda bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu görmüş.
İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. “Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim” diyor. “Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi” diyor.. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı.
***
Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.
(Hıncal Uluç, Sabah, Adalet Mülkün Temelidir!., 11.Ekim. 2020)
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.